|
BOZA
Boza; darı irmiği su ve şekerden üretilir.
Bünyesinde A ve B vitaminlerinin dört türü ile C ve
E vitaminleri bulunur. Boza, mayalanması sırasında laktik
asit üretir. Ender gıda maddelerinde bulunan bu asit
çok değerli olup, hazmı kolaylaştırıcı etkisi vardır.
Boza; mayalı ve gıda bakterilerinin yaşadığı bir içecek
olduğundan koruma şartları çok önemlidir.
Bu nedenle hava alabilen, sağlıklı cam şişede satışa
sunulmaktadır. Şişelenmesi sırasında fermantasyonu devam
eden bozanın çok hızlı tüketilmesi gerekir.
Bir görüşe göre boza, bilinen en eski içki olan biranın
ilk hali. Bir Anadolu içkisi olan üzüm şarabından daha
eski bir geçmişe sahip. En eski yazılı kaynaklara sahip
Mezopotamya (Sümer) ve Mısır uygarlıklarında üretilen
birayla boza, hemen hemen aynıdır. Bira hammaddesi olarak
kullanılan malt ekmeği, suyla ezilip bulamaç haline
getirilir. Karışım mayalanmaya bırakılır. Böylece alkolle
birlikte süt asiti de ortaya çıktığından, sözü edilen
bira bozaya benzer. Türkiye’de genellikle darıdan yapılan
boza, başka ülkelerde yapıldığı yerin başlıca ürününe
göre mısır, arpa, çavdar, yulaf, buğday, kara buğday,
arnavutdarısı, gernik gibi tahılların unu, bazen da
pirinç ve ekmek, nadir olarak da kenevir unu ve karamuk
mayalandırılarak yapılır. Kepeği alınmış darı unu kazanda
kavrulup, yumruk veya tokmakla dövülerek suyla hamur
haline getirilir. Belli bir kıvama ulaşan bu karışım
elekten geçirilir. Eski boza veya hamur mayası ile mayalandırılarak
serin yerde 3-7 gün dinlendirilir. Şeker veya pekmezle
tatlandırılarak içilir. Ülkesine göre alkol oranı %
2-6 arasında değişir.
Boza, Mısır ve Kuzey Afrika sahilleriyle Akdenizli
tüccar gemiciler aracılığıyla batıya, Hazar Denizi güneyinden
doğuya, Asya içlerine ve Çin’e; İran ve Afganistan’a,
Kafkaslar’dan kuzeye, Volga havzasına doğru geniş bir
coğrafyaya yayılır. Balkan ülkelerinin hemen hepsinin
“milli içki” olarak sahiplendiği bozanın Balkanlar’a
gelişi ise, iki farklı öyküye dayandırılır. İlkinde,
Orta Asya’dan kalkıp XI. Yüzyılda Karadeniz’in kuzeyinden
Balkanlar’a kadar geniş bir bölgeyi ele geçiren Kıpçak
Türklerinin, bozayı da kültürlerinin bir parçası olarak
bölgeye taşıdığı savunulur. İkincisinde ise, horasanlı
savaşçı dervişlerden Sarı Saltık yer alır.Horasan’dan
gelip Anadolu’da Hacı Bektaş’a bağlanan Sarı Saltık,
Rumeli’ye yerleşen ilk Müslüman Türk toplulukları da
yönetmek üzere, 1263 yılında Babadağı’na, bugünkü Dobruca’ya
gelir. Horasan’da öğrendiği bozacılığın bölgede yayılmasına
da önayak olan Sarı Saltık, bozacı esnafının piri sayılır.
En şiddetli yasakların yaşandığı IV. Murad ve IV. Mehmed
dönemlerinde İstanbul’da 300 dükkanda 1005 bozacı çalışırdı.
“Sarhoşluk vermeyecek kadarı”nı içmek helal sayıldığından,
meyhaneler, yüksek alkollü tatarbozası satan bozahanelere
dönüşür ve bir laf türer: “Meyhaneciye sormuşlar şahidin
kim diye, bozacı demiş.” İçki yasağı III. Selim döneminde
de sürer.Bu dönemde bozahaneler artık iyice ayak takımının
işgali altındadır. Okuryazar takımı, hanımlar, beyler
ve aileler bozahanelerden elini eteğini çeker. “93 Harbi”
olarak da anılan Osmanlı-Rus Savaşı (1876) nedeniyle
Rumeli’den İstanbul’a yapılan yoğun göç, bozacılık tarihinde
bir dönüm noktası olur. Savaştan hemen önce, Karadağ
sınırındaki Prizzen kasabasından İstanbul’a gelen Arnavut
genci Sadık, bir süre mahalle aralarında seyyar bozacılık
yaptıktan sonra, kentin eğlence merkezi olan Direklerarası
ve Şehzadebaşı’na yakın, Vefa semtinde bir küçük bozacı
açar. Sadık Efendi, iki yenilik getirir bozacılığa:
Birincisi, o dönemin en meşhur bozacısı, Taksim’deki
Tevfik Efendi’den aldığı bozayı bir süre bekletip üzerinde
biriken suyu döktükten sonra satar. Benzerlerinden daha
saf, kıvamlı ve nefis hale gelen bu tadın şöhreti kısa
sürede yayılır. İkincisi ve en önemlisi, o zamana kadar
boza, ilkel yöntemlerle üretilip saklanırdı. Bunun için
kullanılan ahşap fıçılar, bozayıda etkileyen kötü kokular
yayardı. Prizrenli Sadık, bozayı kendisi yapmaya başladıktan
sonra fıçı yerine mermer küpler kullanmaya başlar. Genç
bozacı ayrıca dükkanını çeşit çeşit kepçeler, güzel
bardaklar, şık tarçın ve leblebi kaplarıyla donatır,
tadını iyice geliştirdiği bozanın orada içilmesini bir
zevk haline getirir.
Evde Boza Yapımı
Malzemeler
3 bardak bulgur
2 kahve fincanı pirinç
3 bardak tozşeker
1 bardak eski boza ya da kibrit kutusu büyüklüğünde
maya geniş bir kap
Yapılışı
Bulgur akşamdan bol su ile ıslatılır. Ertesi gün bulgur
ve pirinç iyice ezilinceye kadar pişirilir. Mikserle
çırpılır ve ince süzgeçten geçirilir. Bu karışım hafif
ateşe konulur. İçine şeker katılır ve eriyinceye kadar
karıştırılır. Sonra ateşten alınır. Bir yerde ılınmaya
bırakılır. Arada bir karıştırılır. Ilındıktan sonra
içine eski boza ya da ılık suyla ezilmiş maya katılır.
İyice karıştırılır. Bu karışımın ağzı kapatılarak, 20-25
derecelik bir yerde, ara sıra karıştırılarak 2-3 gün
bekletilir. İçinde göz göz hale gelmiş kabarcıklar görülürse
olmuş demektir. Serin bir yere alınır. Soğuk servis
yapılır. İsteğe bağlı olarak üzerine sarı leblebi ve
tarçın ilave edilir.
Afiyet olsun
Kaynak:Vefa Bozacısı |