ORGANİK TARIMDA HASTALIK MÜCADELESİ
Sema GÜNEŞ, Ziraat Yüksek Mühendisi
Narenciye ve Seracılık Araştırma Enstitüsü ANTALYA
GİRİŞ
20. yüzyılın başından itibaren gelişen sanayi
ve teknolojiyle birlikte artan dünya nüfusu birim alandan
daha fazla ürün elde etmeye yönelik yoğun tarım uygulamalarını
gündeme getirmiştir. Buna bağlı olarak bitkilerin ve bitkisel
ürünlerin zararlı, hastalık ve yabancı otların etkilerinden
korunması, kaliteli ve bol ürün elde edilmesi için tarımsal
ilaçların kullanılması kaçınılmaz olmuştur. Tarımsal ilaç
yada pestisit; hastalık etmeni ve zararlıları öldüren kimyasal
bileşik olup halen 900 çeşit kimyasal madde ve bunların 60.000
tür değişik formulasyonu geliştirilmiş durumdadır.
Başlangıçta olumlu görülen tarımsal ilaç kullanımı zamanla
çevre ve insanlar aleyhine pek çok problemin ortaya çıkmasına
neden olmuştur.
* Kullanılan pestisitler uygulama sonrası
belirli bir süreç içinde güneş ışığı ile dekompozisyona uğramamışsa
yada bakteri faaliyetleri ile kimyasal yapıları bozulmamışsa
zamanla toprakta birikir. Toprakta biriken pestisitler toprak
mikroorganizmaları ve bazı hayvansal zararlıların yok olmalarına
yada geçici süre inaktive olmalarına neden olurlar. Ayrıca
alüminyum, bakır, kalay gibi ağır metaller içeren pestisitlerin
yarılanma ömürleri uzun olduğu için bitkiler tarafından alınabilme
ve sonrasında insanlarda sağlık sorunlarına neden olabilme
durumları vardır.
* Sızan sularla toprağın alt katmanlarına, oradan yeraltı
sularına ulaşan pestisit kalıntıları içme suları yoluyla insan
sağlığını tehdit eder duruma gelirler.
* Pestisitler, buharlaşarak atmosfere karışırlar. Atmosfer
kirliliğine neden olan DDT, Aldrin ve Metil bromid gibi maddeler
geniş alanlarda etkili olmaktadırlar. Örneğin kutup ayılarında
bile DDT kalıntısına rastlanmıştır. Ayrıca ozon deliğinin
büyümesinde Metil bromidin önemli rolü bulunmaktadır. Pestisitler
atmosferden yağmurla tekrar toprağa ve sulara, su canlıları
ve balıklara, gıda zinciri ile insanlara ulaşan bir etkileşim
döngüsü ortaya çıkarmaktadırlar Ayrıca her yıl pek çok kuş
ve hayvan türü ile bunların yaşam alanları tarım ilaçları
nedeniyle yok olmaktadır.
Pestisitler insanlarda ;
* Akut ve kronik zehirlenmelere,
* Kansere,
* Alerjik reaksiyonlara,
* Sinir sisteminin tahribatına,
* Öğrenme güçlüğü ve hafıza kaybına,
*İnsan organizması için hayati fonksiyonları olan enzim dengelerinin
bozulmasına,
* Hücre içi DNA moleküllerinde bozulmalar ve mutasyona neden
olurlar
.
İnsana ve çevreye verilen zararlar nedeniyle tüm dünyada organik
tarıma doğru bir yönelim meydana gelmiştir.
Organik tarım; daha az dış kimyasal girdilerin
kullanıldığı, buna karşın daha çok biyolojik yoğunluğun yer
aldığı alternatif bir tarım sistemidir.
Organik tarım;
- Kimyasalların insanlar üzerindeki olumsuz etkilerinden korunmak,
Daha kaliteli ürün elde etmek,
Enerji tasarrufu yapmak,
Toprak erozyonunu önlemek,
Suyun kalitesini korumak,
Çiftçilerin ve tarımsal işletmelerde çalışanların sağlığını
korumak,
Ekonomiyi desteklemek için gereklidir.
Organik tarımda kültürel önlemleri “Pasif Bitki Koruma “,
bitki bakım maddeleri ve doğal dayanıklılığı arttırıcı maddeleri
“Aktif Bitki Koruma “ başlığı altında inceleyebiliriz.
Pasif Bitki Koruma Yöntemleri :
1- Dayanıklı Çeşitler: Bitki çeşitleri arasında
hastalıklara karşı duyarlılık açısından farklılıklar bulunduğu
M.Ö.370-286 yıllarında yaşayan Theophrastus tarafından tespit
edilmiştir.
Dayanıklı çeşitler;
Seleksiyon,
Mutasyon,
Kombinasyon (melezleme) yöntemleri ile elde edilirler.
Dayanıklı bitki; patojenin gelişimini ve aktivitesini geciktirme
yada bastırma yeteneğine sahip, belirtilerin ortaya çıkışını
engelleyen veya azaltan bitkidir.
Dayanıklılık; bitkinin genetik yapısıyla ilişkili olup bazen
bir veya birkaç gen ile yönetilirken, bazen de çok sayıda
gen tarafından kontrol edilebilmektedir. Hastalıklara dayanıklı
çeşitlerin ekimi veya dikimiyle kimyasal uygulamalar azaltılarak
hatta bazı durumlarda tamamen ortadan kaldırılarak avantaj
sağlanır. Bir hastalığa karşı dayanıklı çeşit kullanılarak
ve uygun hastalık yönetimi uygulamalarıyla diğer hastalıklarda
kontrol edilebilir. Ancak bir hastalığa karşı dayanıklı olan
bir çeşit diğer önemli hastalık ve zararlılara karşı hassas
olabilir. Örneğin; LMV’ne dayanıklı olan marul çeşidi Rhizomonas
suberifaciens mantarlı kök hastalığına karşı oldukça hassas
, bu kök hastalığına karşı dayanıklı olan bir marul çeşidi
ise külleme Bremia lactucae’ye karşı çok hassas olabilmektedir.
En fazla zarar veren bitki hastalıklarının pek çoğu için şu
ana kadar uygun dayanıklı çeşit bulunamamıştır (Örneğin Domateste
P. infestans ). Pek çok durumda ise dayanıklılığın zayıflaması
veya yok olması hedef patojenin yeni bir ırk geliştirmesi,
ortama patojenin yeni ırklarının bulaşması yada bitkinin yetiştirildiği
ortam koşullarında meydana gelen değişmeler nedeniyle ortaya
çıkar. Örneğin; Konya-Ereğli’de yetiştirilen Misket elması
Venturia inaequalis-Karaleke hastalığına karşı dayanıklılık
gösterirken, aynı elma çeşidi Amasya ve Kastamonu’da yetiştirildiği
zaman karalekeye karşı duyarlı hale gelmektedir. Dayanıklı
çeşitler organik tarımda hastalıkların kontrolü için kullanılan
en önemli silahtır. Bu nedenle dayanıklı çeşitlerin geliştirilmesi
çalışmalarına önem verilmelidir. Dayanıklı çeşitlerin kullanımı
yanında bitkilerde dayanıklılığı arttırıcı bir yöntem olarak
Karşı Koruma- Çapraz Koruma (Cross-Protection) kullanılır.Örneğin;
turunçgilerde çok yıkıcı bir hastalık olan tristeza-göçüren
virüsüne karşı virülensi düşük olan bir ırkla aşılama yapıldığı
zaman virülensi yüksek olan tisteza ırkına karşı koruma sağlanır.
2-Yer Seçimi : Üreticiler mümkün olduğunca problemli bölgelerden
kaçınarak dikim planı yapmalıdırlar. Toprak kökenli patojenlerle
bulaşık olduğu bilinen bir arazide yetiştirilecek olan hassas
bir ürün büyük kayıplara neden olabilir. Armillaria, Fusarium,
Plasmodiophora, Sclerotium ve Verticillium gibi bitki patojeni
funguslar toprak kökenli olup, konukçu bitki olmadan da uzun
yıllar toprakta yaşayabilirler. Bu nedenle üreticiler bu funguslarla
bulaşık olmayan arazileri seçmelidirler. Enfekteli toprak
ve suyun temiz bölgelere girmemesi için dikkatli olmak gereklidir.
Toprak kökenli patojenler traktör gibi alet ve ekipmanlara
yapışan toprakla enfekteli araziden temiz araziye taşınabilmektedirler.
Ayrıca çayır-mera alanları, otlaklar, ırmak kenarları ve dağ
eteklerinde yer alan araziler virüs ve virüs benzeri hastalıkların
kaynağı olan doğal vejetasyonu, yabancı otları ve virüs vektörlerini
barındırırlar. Örneğin; Domates çalı cücelik virüsü (Tomato
bushy stunt virus) ırmak ve su kenarlarında yetiştirilen domates,
marul gibi ürünlerde bulunabilir.Bu araziden ve arazi kenarlarından
kazınıp başka tarla üzerine veya seraya dağıtılan toprakla
virüs taşınımı olmakta ve sonraki dönemde yetiştirilen bitkiler
şiddetli bir şekilde hastalanmaktadırlar.Deniz ve ırmak kenarlarına
çok yakın arazilerde yapılan dikimlerde artan nem nedeniyle
külleme hastalıklarının ortaya çıkma riski artacaktır.Çok
iyi drene edilmiş kumlu topraklarda ise kök ve kök boğazı
hastalıklarının riski azalmaktadır. Organik tarımda hastalık
yönetimi açısından seçtiğimiz alanların aynı zamanda şehirlerarası
ana karayollarına 1 km, ağır sanayi tesisleri, reaktör, hidrolik
ve termik santrallere 3 km, maden işletmelerine 1 km, kentsel
atıkların bırakıldığı alanlara 3 km mesafede olması gerektiğini
unutmamalıyız.
3-Temiz Üretim Materyali Kullanımı : Üretim materyalleri temiz
ve patojenlerden ari olmalıdır. Bazı hastalıklar için tohumla
taşınma patojenlerin yayılımının birinci nedenidir. Bugün
itibarıyla bitkilerde hastalık oluşturabilen 2400 mikroorganizma
383 bitki cinsinin tohumlarında hastalık meydana getirmektedirler.
Patojenle bulaşma seviyesini düşürmek için, örneğin sıcaklıkla
muamele edilmiş, belirli bir bulaşma eşiğinin altında tutularak
testlenmiş ve sertifika edilmiş tohumlar ve hastalıklardan
temiz üretim materyalleri her zaman tercih edilmelidir. Meristem
kültürü yöntemi kullanılarak hastalıklarla bulaşık bitkilerden
sağlıklı bitkiler elde edilebilmektedir.Bu yöntemde; patojenlerin
gelişmesi ve bitkideki ilerleme hızlarının , bitkinin gelişme
hızından geride kalmasından yararlanılır. Yani hastalıklı
bitkilerin uç meristem dokuları patojenlerle bulaşık değildir.
Narenciye ve Seracılık Araştırma Enstitüsünde yürütülen Türkiye
Turunçgil Çeşit Geliştirme Projesinde Bir meristem kültürü
yöntemi olan sürgün ucu aşılama yöntemi ile uç meristeminin
hastalıksız dokusu alınarak ve termoterapi uygulamasıyla birleştirilerek
virüs ve virüs benzeri hastalıklardan temiz aşıgözü ve fidan
üretimi başarılmıştır. 1992 yılından bu yana virüssüz fidan
üretimi yapmak üzere ruhsat almış fidanlıklara temiz aşıgözü,
üreticilere de temiz fidan temini sağlanmaktadır.
4- Ekim Nöbeti yada Ürün Rotasyonu : Aynı toprakta aynı ürünün
üst üste yetiştirilmesi toprak patojenlerinin artışına neden
olur.Örtü bitkilerini de kapsayan farklı ürünler kullanılarak
ve araya uygun nadas periyodu yerleştirerek yapılan ürün rotasyonuyla
toprak kökenli patojenlerin inokulum seviyesi azaltılabilir.
Ancak çok kısa süreli ürün rotasyonu uygulaması yaprak hastalıklarını
arttırabilir. Belli bitkilerin bazı hastalıklar üzerinde bastırıcı
etkileri vardır. Örneğin ; Brokoli ve diğer lahanagillerde
hasattan sonra bitki kalıntıları sürülerek toprağa karıştırılırsa
gövde ve yaprakların dekompozisyonu sonucunda Verticillium
dahliae sklerotlarının sayısını belirgin bir şekilde azaltan
doğal kimyasallar açığa çıkmaktadır. Sudan otu, hardal gibi
bazı örtü bitkileri de bu yararlı etkiye sahiptir. Ürün rotasyonu
planlanırken hangi örtü bitkileri ve ürünlerin hastalık problemini
arttırabileceği konusu da önemlidir. Örneğin ; Baklagil örtü
bitkileri daha önceden marul ekilmiş ve Sclerotinia minor
enfekteli toprağa ekildiğinde S. minor sklerotlarında büyük
ölçüde artış görülebilir. Baklagiller kök ur nematodlarının
(Meloidogyne sp.) konukçusu olup, aynı zamanda Rhizoctonia
ve Pythium funguslarının populasyonlarını da arttırabilir.
Tütün küllemesi hastalığı içinse en önemli konukçular olan
hıyar, kabak, kavun, karpuz, ayçiçeği tarımının tütün tarlasına
yakın yerlerde yapılmamasına özen gösterilmelidir.
Bitki hastalıkları ile ilgili birkaç ürün rotasyonu örneği
verilecek olursa ;
- Pamukta solgunluk hastalığına karşı; pamuktan sonra 3 yıl
yonca veya 2 yıl mısır- buğday ekimi yapıldıktan sonra tekrar
pamuk uygulamasına geçilmelidir.
-Domates mozaik virüsü, domates çift çizgili virüs hastalığı
ve biberde mozaik virüsü hastalıklarının görüldüğü arazilerde
1. yıl Domates, biber, patlıcan hıyar, kabak, patates, 2.
yıl havuç, soğan, sarımsak, ıspanak, kereviz, 3. yıl bakla,
bezelye, fasulye, 4. yıl karnabahar, lahana, turp, marul,
pırasa rotasyonları tavsiye edilir.
Ayrıca ürün rotasyonunda derin (şeker pancarı, yonca)-sığ
(hububat, pırasa, marul, soğan) köklü, yavaş (pamuk, domates)-hızlı
(mısır, soya, marul) gelişen, yapraklı -saplı, humus arttıran
(baklagil, tahıl)-azaltan (patates, şeker pancarı, lahana),
yabancı otları bastıran-bastırmayan, azot alan (şeker pancarı,
patates, pamuk)-veren (baklagiller, mısır) bitkilerin yer
almasına dikkat edilmelidir.
5- Ekim- Dikim ve Hasat Tarihlerinin Değiştirilmesi : Patojenlerin
aktif olduğu dönemle konukçu bitkinin duyarlı olduğu dönemin
aynı zamana rastlaması önlenerek zararlanma en aza indirilebilir.
Örneğin ; Karnabahar Verticillium enfekteli toprakta ilkbahar
ve yazın dikilecek olursa ürün azalması görülecek buna karşın
geç sonbahar veya kışın dikilirse Verticillium solgunluğu
görülmeyecektir. Çünkü geç sonbahar veya kışın toprak sıcaklığı
fungus gelişimi ve simptomların oluşumuna neden olamayacak
kadar düşüktür.
6- Cins ve Tür Düzeyinde Karışık Ekim : Aynı alanda hem çeşitliliği
sağlamak, hem de patojenleri kontrol altında tutmak için aynı
bitki türünün o bölgede hakim olan patojenlere karşı duyarlı
ve dayanıklı çeşitlerinin birlikte yetiştirilmesi yolu ile
hastalık etmenlerinin bulaşma ve üreme olasılıkları azaltılmış
olur. Çünkü birbiri ile temas halindeki duyarlı bitkiler üzerinde
patojenler hızla yayılır ve çoğalırlar. Örneğin; buğday, arpa,
çavdar ve yulafın karışık olarak ekimi yapıldığında külleme
, yaprak pası, yulaf çizgi hastalığı ve esmer yaprak lekesi
hastalıklarının büyük ölçüde azaldığı, bunun yanı sıra verimin
%5 arttığı belirlenmiştir. Aynı şekilde sadece buğdayda çok
etkili bir hastalık olan cüce sürme hastalığının etkisini
azaltmak için buğdayın yanında diğer tahılların karışık ekimi
önerilmektedir.
7- Ekim-Dikim Sıklığı : Birim alanda gelişebilecek optimal
bitki sayısına uygun şekilde yetiştiricilik yapılarak bitkilerin
daha sağlıklı büyümeleri sağlanır. Dikim sıklığının ayarlanması
ile hastalığın hızlı yayılımı da önlenmiş olur.
8- Toprak Sağlığı : Organik tarım felsefesine göre toprak
canlı bir varlıktır. Organik gübreleme ve yeşil gübreleme
yapılarak humus oranı arttırılan ve dikey özellikleri bozulmadan
yumuşak bir tarzda işlenen toprak üzerinde yetiştirilen bitkiler
daha iyi gelişir ve hastalık etmenlerine daha iyi karşı koyar.
Toprak işlemede toprağı derinden işlemeyen, traktörün kuyruk
miline bağlı olarak kullanılan tırmık, kültivatör ve diskaro
gibi ekipmanlar kullanılmalıdır. Pulluk gibi derin kazıcı
aletlerin az 5 yılda bir kullanılması önerilir. Toprak yapısının
bozulduğu durumlarda toprak iyileştiricileri olarak doğal
kalsiyum karbonat, dolomit, kemik unu, kan ve boynuz unu,
balık unu, et unu, hümik asit, perlit, vermikulit, alçı taşı
kullanılabilir. İyi işlenmemiş zayıf topraklarda strese maruz
kalmış bitkilerin toprak kökenli funguslardan kaynaklanan
problemlerinin artabileceği dikkate alınmalıdır. Tohum, fide
ve fidanların dikim derinliği bitki çıkışı ve gelişimini destekleyecek
şekilde uygun olmalıdır. Hastalıklı bitki artıklarının temizlenmesi
hastalık yönetimi için önemli bir adımdır. Örneğin ; Marul
hasadından sonra tarlada kalan bitki parçaları Marul mozaik
virüsü-LMV için kaynak oluşturacaktır. Ayrıca bu artıklar
S.minor fungusunun sklerotlarının gelişimine uygun zemin hazırlar
ki bu sklerotlar toprağın birkaç santimlik üst tabakasında
yer alır. Derin olmayan bir sürüm ile toprağın karıştırılması
sağlanarak bu patojenlerin gelişimine zemin hazırlayan bitki
artıkları gömülmelidir. Düzenli olarak hastalık simptomları
gösteren bitkilerin sökülüp atılmasıyla seralarda Botrytis
sporlarının, açık alanda sklerot formundaki hastalıkların
derece derece azaltılması sağlanabilir. Topraktaki total mikrofloranın
korunması için anız yakma işi yapılmamalıdır.
9- Sulama Yönetimi : Sulama, hastalık kontrolünde önemli bir
faktördür. Sulama sisteminin seçimi (mini yağmurlama, damlama,
karık ), sulama zamanı ve sulama aralıkları ürünün su ihtiyacını
yeterince sağlamalıdır. Aşırı sulama toprak kökenli patojenik
fungusların gelişimini kolaylaştırır. Pek çok yaprak hastalığına
karşı yağmurlama sulama sistemi tercih edilmemelidir. Çünkü
yağmurlama sulama yaprak hastalıklarının gelişimini ve patojenin
dağılmasını teşvik eder. Bu nedenle damla sulama veya alttan
sulama sistemi tercih edilmelidir.
10- Toprak Solarizasyonu : Solarizasyonla toprak kökenli patojenler,
yabancı otlar ve diğer zararlıları öldürmek yada populasyonlarını
düşürmek mümkündür. Bu yöntem yaz sıcaklığının yüksek olduğu
bölgeler için çok uygundur. Toprak nemini koruyucu materyal
kullanarak yapılan malçlama ile aşırı sulama ve buna bağlı
olarak gelişen hastalıklar önlenmiş olur. Malçlama aynı zamanda
yabancı ot kontrolünü sağlayarak bazı viral ve bakteriyel
etmenlerin gelişimini engeller.
11- Dengeli Gübreleme : Çiftlik gübreleri, yeşil gübreleme
ve organik tarımda kullanılabilen diğer materyaller ile yapılan
besin takviyeleri hastalıklardan korunmak için gereklidir.
Yeşil gübreleme aynı zamanda gölgeleme yapar ve toprak yüzeyini
erozyondan korur. Bu uygulamalarla toprak mikroflorasının
yoğunluğu ve populasyonu arttırılarak ürünlere destek sağlanır.
Aktif Bitki Korumada Kullanılan Kontrol Materyalleri :
Gerekli olduğunda kullanılan koruyucu yada yok edici sıvı
yada toz materyaller hastalık yönetiminde yer alır. Ancak
organik tarım için onaylanmış ve etkisi doğrulanmış materyal
sayısı sınırlıdır. İnorganik hastalık kontrol materyalleri
içinde en önemlileri yüzyıllardır kullanılan bakır ve kükürt
bazlı fungusitlerdir. Bunlar genelde pahalı olmayan ayrıca
çevre için en az tehdit oluşturan materyallerdir.
1- Bakırlı Bileşikler : Bakırhidroksit, bakıroksiklorid, bakırsüllfat
(tribazik) ve bakıroksit formlarındaki bakırlı fungusitler
geniş çapta fungal ve bakteriyel patojenlere karşı etkilidirler.
Organik tarımın geldiği son noktada bakırlı bileşiklerin yerini
alabilecek alternatif materyallerin bulunması için araştırmaların
yapılması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Çünkü bakırlı bileşiklerin
kullanımının uzun dönemde toprakta birikimle sonuçlandığı
görülmektedir ki bu organik tarımın çevreye uyumlu üretim
gerçeğine uygun değildir. Bu koşullarda AB ülkelerinde bakır
kullanımı 31 Aralık 2005’e kadar yıllık hektara 8 kg ile sınırlandırılmış
1 Ocak 2006’dan itibaren hektara 6 kg bakır kullanımına izin
verilmiştir. Çok yıllık bitkiler için ise 23 Mart 2002’den
31 Aralık 2006’ya kadar hektar başına kullanılan bakır miktarının
toplamı 38 kg’ı geçmemelidir.
Örneğin;bağda mildiyöye karşı Mayıs ayında çiçeklenmeden önce
yapılacak 1-2 ilaçlama, çiçeklenmeden sonra yapılacak 1 ilaçlama
yeterli korumayı sağlayacaktır.
2- Kükürt : Pek çok patojene karşı etkili olup bazı patojenlere
karşı mükemmel koruma sağlar. Özellikle külleme funguslarına
karşı çok etkili olan toz yada ıslanabilir toz formunda uygulanan
bir fungusittir.Örneğin; bağda küllemeye karşı çiçekten önce
yapılacak dikkatli bir ilaçlama ile yeni oluşan gözler enfeksiyondan
korunur ve gelecek yılın hastalık yoğunluğu azaltılmış olur.
Çiçeklenmeden hemen sonra yapılacak ilaçlamalarla oluşabilecek
salkım enfeksiyonları engellenmiş olur. Organik tarımda bağda
küllemeye karşı yapılacak mücadelede bir mevsimde 8 uygulamadan
fazla kükürt kullanılmamalıdır.
3- Kalsiyum Polisülfit-Lime Kükürdü-: Meyve ağaçları, zeytin
ve asmada kış uygulamalarında kullanılır. Şeftali yaprak kıvırcıklığı
hastalığı ve karalekeye karşı etkilidir.
4- Mineral Yağlar : Bitki yüzeyini kaplayarak aerobik patojenlerin
gelişimini ve aktivitesini engelleme özelliği gösterirler.
Meyve ağaçları, asmalar , zeytin ve muz gibi subtropikal ürünlerde
kullanılırlar.
5- Potasyum Permanganat : Meyve ağaçları, zeytin ve bağda
fungusit ve bakterisit olarak kullanılır.
6- Lesitin : Soyadan elde edilen, su ve yağların bir arada
bulunmasını sağlayan emülgatör bir maddedir. Bio-Blatt adlı
preparat lesitin içermekte olup külleme hastalıklarına karşı
kullanılmaktadır.
7- Bitkisel Yağlar : Örneğin; gül yağını Xanthomonas campestris
pv. vesicatoria ‘ya karşı engelleyici etkisi olduğu tespit
edilmiştir. Kekik yağı toprak sterilantı olarak nematod ve
toprak kökenli patıojenlere karşı etkili bulunmuştur. Susam
yağının sinerjistik etkisinden yararlanılarak bazı yararlı
mikroorganizmaların etkileri arttırılabilir. Eqisetum arvense
(At kuyruğu), Allium sativum (Sarımsak), Allium cepa (Soğan)
ve Armoracia rusticana (Yaban turpu) bitki ekstrakları domates,
hıyar, gül, çilek, meyve ağaçları ve üzümsü meyvelerde fungal
hastalıklar için kullanılabilirlikleri belirtilmesine karşın
hastalık kontrolündeki tam güvenilirlikleri henüz ispatlanmamıştır.
E. arvense A. sativum A.cepa A.rusticana
100 g/1 lt su 10 g/1 lt su 15 g/ 1 lt su 30 g/ 1 lt su
Yapraklar suda ıslatılır,kaynatılır, soğutulur. Dişler ince
parçalanır, soğuk su ile karıştırılır. Yapraklar suda ıslatılır,kaynatılır,
soğutulur. Yaprak veya kökler parçalanır, soğuk su ile karıştırılır.
Bitki ekstraklarının daha çok bitkileri kuvvetlendirerek
koruyucu biçimde etkili oldukları düşünülmektedir. Bitkiler
kuvvetli bir şekilde geliştiğinde fungus miselyumlarının penetrasyonu
önlenebilmektedir.
8- Balmumu : Budamadan sonra yaraları kapatmak amacıyla kullanılır.
Hastalık yönetiminde kullanılan bu maddelerin kullanımı köntrol
ve sertifikasyon kuruluşu tarafından denetlenmelidir.
Hastalık yönetiminde geniş bir enfeksiyon başlamadan önce
uygulamaların yapılmasına dikkat etmelidir.. Hastalık yerleştikten
sonra yapılan uygulamalar fazla yarar sağlayamazlar.
Bunların yanı sıra mikroorganizmaların kullanılması yada mikroorganizmaların
ürettiği kimyasallardan yararlanılarak yapılan hastalık kontrolü
organik tarım için uygundur. Ancak etkili, ekonomik olarak
uygun ve ticari olarak üretilmiş biyolojik kontrol materyalini
temin etmek oldukça zordur.
Ayrıca bazı hastalıklar için tahmin ve erken uyarı sistemlerinden
yararlanılarak , organik tarımda kullanılabilen fungusit ve
bakterisit etkili maddelerin erken dönemde kullanılmasıyla
etkili bir kontrol sağlanabilir.
Sonuç ;
Organik tarımda hastalık yönetimi kararlarının
diğer zararlılar ve yabancı ot kontrolü uygulamalarıyla tamamlanması
daha sağlıklı ve kaliteli ürünler alınması için gereklidir.
Unutmamalıyız ki organik tarım ile ulaşmaya çalıştığımız temel
hedef insanı , doğayı ve çevreyi korumaktır. İnsanlık doğanın
kendini yenileyebildiğinden fazlasını tüketmemeli ve doğanın
insana tanıdığı sınırlar çerçevesi içerisinde yaşamına yön
vermelidir
|