ORGANİK TARIMDA YARARLI MİKROORGANİZMA
KULLANIMI
( MİKROBİYAL GÜBRELER )
Mikroorganizmalar, herbirinin kendine özgü
oluşları, özel kültür ve çevre koşulları altında önceden tahmin
edilemeyen yapı ve biyosentetik yetenekleri ile canlı bilimlerinde
ve diğer bazı alanlardaki zor problemlerin çözülmesinde öncelik
almışlardır. Son elli yıl içerisinde, medikal teknolojinin
gelişiminde, insan ve hayvan sağlığında, gıda işlenmesinde,
gıdaların güvenli ve kaliteli oluşlarında, genetik mühendisliğinde,
çevrenin korunmasında, tarımsal biyoteknolojide ve özellikle
tarımsal ve evsel atıkların değerlendirilmesinde mikroorganizmaların
başarılı kullanım örneklerini görmek mümkündür. Bütün bu teknolojik
gelişmeler, doğrudan kimyasal ve fiziksel mühendislik metotlarını
kullanarak sağlanmamıştır. Bu nedenle mikroorganizmalar, uygulamaya
dönük ve ekonomik olarak değer bulmuştur.
Mikrobiyal teknolojiler, çeşitli tarımsal ve çevresel problemlerin
çözümünde son yıllarda kayda değer başarılar elde etmesine
rağmen bilimsel çevrelerde yaygın bir kabul görmemiştir. Çünkü,
mikroorganizmaların faydalı etkilerini göstermelerinde bir
süreklilik yoktur. Mikroorganizmaların etkin çalışmaları,
ancak substratlarını metabolize etmeleri için uygun ve optimal
koşullar olduğunda gerçekleşmektedir. Bu koşullardan bazıları
yeterli su ve oksijen (mikroorganizmaların zorunlu aerob veya
fakültatif anaerob olmalarına bağlı olarak değişebilir), pH
ve bulundukları ortamın sıcaklığı gibi faktörlerdir. Günümüzde,
yeni teknolojiler sayesinde, çok çeşitli mikrobiyal kültürler
ve aşılama materyallerini piyasada ticari olarak bulabilmekteyiz.
Teknik kılavuzluk ile mikrobiyal ürünlerin koordineli çalışması
sistemin başarılı olmasını sağlayacaktır. Mikroorganizmaların,
kimyasal gübreler ve pestisitlerin oluşturduğu problemleri
çözmede alternatif olmaları nedeni ile doğal çiftçilik ve
organik tarımda kullanılmaları oldukça yaygınlaşmıştır.
Toprak mikrobiyologları ve mikrobiyal ekologlar, yıllardır
toprak mikroorganizmalarını faydalı ve zararlı diye sınıflandırmaya
çaba harcamışlardır. Bu sınıflandırmada, mikroorganizmaların
işlevleri ve toprak kalitesine, bitki gelişimi ve verimine,
bitki sağlığına olan etkileri değerlendirilmiştir. Atmosfer
azotunu fikseden, organik atık ve kalıntıları parçalayan,
pestisitlerin zehirli etkisini yokeden, bitki hastalıklarını
ve toprak kökenli patojenleri baskılayan, besin maddesi döngüsünü
arttıran ve bitki gelişimini teşvik eden vitamin, hormon ve
enzim gibi biyoaktif maddeleri üretenler yararlı mikroorganizmalar
sınıfına; bitki hastalıklarına neden olan, toprak kökenli
patojenleri teşvik eden, besin maddelerini yarayışsız hale
getiren, bitki gelişimi ve sağlığını bozabilecek zehirli (toksik)
ve çürütücü madeleri üretenler zararlı mikroorganizmalar sınıfına
dahil edilmişlerdir.
Faydalı mikroorganizmaların kullanılması, diğer yönetim uygulamalarının
yerini tutmamaktadır. Aksine bitki ekim nöbeti, organik iyileştiricilerin
kullanılması, koruyucu sürüm, bitki artıklarının dönüşümü
ve zararlı böceklerin biyokontrolu gibi en iyi toprak ve bitki
yönetim uygulamalarının optimizasyonuna bir başka boyutla
eklenik etki yapmaktadır. Yani doğru şekilde uygulandığında,
bu mikroorganizmalar, sayılan bu yönetim uygulamalarının faydalı
etkilerini artırmaktadır.
yararlı mikroorganizmalarIN İşlevleri:
Atmosfer azotunu fikse etmek
Organik atıklar ve kalıntıları parçalamak (Dekompozisyon)
Toprak kökenli patojenleri baskılamak
Bitki besin maddelerinin yarayışlılığını arttırmak ve dönüşümlerini
sağlamak
Pestisitler de dahil olmak üzere toksik etki yapan bileşiklerin
bozunumunu sağlamak
Antibiyotik ve diğer biyoaktif maddeleri üretmek
Bitkilerin alabileceği basit organik molekülleri üretmek
Ağır metal iyonlarını bağlayarak bitkilerce daha az alımını
sağlamak
Çözünemeyen besin kaynaklarını çözünür hale getirmek
Polisakkarit üreterek toprak agregasyonunu artırmak
zararlı mikroorganizmalarIN İşlevleri:
Bitki hastalıklarına neden olmak
Toprak kökenli patojenleri teşvik etmek
Bitki besin maddelerini yarayışsız hale getirmek
Tohum çimlenmesini engellemek
Bitki büyüme ve gelişmesini engellemek
Fitotoksik maddeler üretmek
Çizelge-1. Tarımda halihazırda mikrobiyal
gübre olarak kullanılmakta olan bakteriler ve daha iyi bir
performans için genetik modifikasyon yapılmış yeni bakteriler
Doğal tip bakteriler Uygulandıkları bitkiler
Kullanım amacı
Anabaena-Azolla Azospirillum brasilense and A. lipoferum Çeltik
Tahıllar Biyogübre Biyogübre
Bradyrhizobium japonicum Rhizobium spp. Yemlik ve yemeklik
baklagil bitkiler Biyogübre Biyogübre
Frankia spp. Baklagil olmayan ağaçlar (Alnus) Biyogübre
Bacillus subtilis and B. thuringiensis Psuedomonas fluorescens
Pseudomonas spp. Değişik bitkiler Biopestisit Biopestisit
Islah edilmiş bakteriler Değiştirilen özellikler Islahın amacı
Agrobacterium radiobacter Transfer genlerin yok edilmesi crown
gall'in biyolojik kontrolunda emniyetli kullanım
Clavibacter spp. Bacillus thuringiensis'ten elde edilmiş endotoxin
ilavesi Böceklerin bitkiye zararlarının biyolojik kontrolu
Bradyrhizobium japonicum "nif" gen kopyasının ilavesi
Azot fiksasyonunu arttırmak
Pseudomonas syringae " ice nucleation" geninin yok
edilmesi Bitkilerde don zararını kontrol altına almak
Rhizobium meliloti "nif" ve/veya "dct"
genlerinin kopyasının ilavesi Azot fiksasyonunu arttırmak
Toprak mikroorganizmaları, toprakta meydana
gelen pek çok kimyasal değişimin içinde aktif rol almaktadırlar.
Özel olarak ta bitki gelişmesi için gerekli olan örneğin azot
ve karbon besin elementlerinin döngüsünde görev aldıkları
için toprak verimliliğinin önemli unsurlarıdırlar. Toprak
mikroorganizmaları, herhangi bir yolla toprağa dahil olan
organik maddelerin parçalanmasından ve dolayısı ile besin
elementlerinin döngüsünden sorumludurlar. Bazıları örneğin,
mikoriza mantarları bazı mineral besin maddelerinin (ör.fosfor)
yarayışlılığını arttırmaktadırlar. Bazıları, toprakta mevcut
besin maddelerinin miktarını arttırmaktadır. Mesela, azot
fikseden bakteriler, toprak havasında gaz halinde bulunan
azotu, bitkilerin gelişmesi için bitki köklerinin kullanabilecekleri
çözünebilir azotlu bileşikler haline dönüştürürler. Toprak
verimliliğini arttıran ve bitki gelişimine katkıda bulunan
bu tip mikroorganizmalar, "biyogübreler" olarak
adlandırılıp tarımda mikrobiyal aşı materyallerinin hazırlanmasında
kullanılmaktadırlar. Benzer şekilde diğer bazı mikroorganizmalar
da bitki sağlığını arttıran ve yüksek verim alınmasına katkı
sağlayan maddeleri (ör. Vitaminler ve bitki hormonları gibi)
üretmektedirler. Bu mikroorganizmalar, "fitostimulatorlar"
olarak adlandırılmakta ve ürün verimini arttırmak için mikrobiyal
aşı olarak üretimleri üzerine çalışmalar yürütülmektedir.
Diğer bir grup mikroorganizma, bitkinin doğal savunma mekanizmasını
teşvik edecek bileşikleri üreterek bitkinin patojenlere karşı
direncini geliştirmektedir. Bu mikroorganizmalar da "biyopestisitler"
olarak adlandırılmakta ve biyolojik kontrolu sağlamaktadırlar.
Rizosfer: Bitki kökleri ve toprak arasında
karşılıklı etkilerin (interaksiyon) yoğun olduğu yer.
Bilindiği gibi bitkilerin kökleri, mineral besin maddelerini
almaktadırlar. Ayrıca kendilerini çevreleyen toprağa çok çeşitli
organik bileşikler salma özellikleri de mevcuttur. Dolayısı
ile "rizosfer" dediğimiz ve bitki kökü ile yakın
temasta olan toprak kısmında mikrobiyal aktivite de oldukça
yoğundur. Bu nedenle bitki köklerinin yüzeyinde ve rizosfer
bölgesinde çok sayıda mikroorganizma bulunmasına karşılık
bitki kökleri bulunmayan bir toprakta bu sayı oldukça düşmektedir.
Rizosfer, içerisinde yaşayan mikroorganizmalar ile bitkilerin
gelişme koşullarında etkili olan çok sayıda intreaksiyonların
gerçekleştiği önemli bir toprak habitatıdır. Sonuç olarak,
faydalı mikroorganizmaların mikrobiyal aşı olarak, ürün verimi
ve ürün kalitesinde iyileştirme sağlaması için verilecekleri
toprak habitatı rizosfer olmaktadır.
Sürdürülebilir tarım için mikrobiyal aşılar:
Günümüzün modern tarım uygulamaları olarak yoğun mineral gübre
ve kimyasal pestisit kullanımı sonucunda ortaya olumsuzluklar
çıkmıştır. Bunlardan özellikle azotlu gübrelerin fazla kullanımı
ile toprak profilinden yıkanan nitratın yeraltı sularını kirlettiği,
belli toprak koşulları altında uygulanan azotlu gübrelerin
denitrifikasyonu sonucunda azotlu gazların topraktan atmosfere
geçtiği ve bu gazlardan bazılarının (örneğin, nitroz oksit)
sera etkisi yarattığı ve/veya ozon tabakasını değiştirdiği
ortaya çıkmıştır. Benzer şekilde kimyasal pestisitlerin besin
zincirinde ve çevrede muhtemelen varlığı veya artığının bulunduğu
görüşü değer kazanmaya başlamıştır. Bu gelişmeler doğrultusunda
mikrobiyal aşılar gözde olmaya başlamışlardır.
Havanın serbest azotunun biyolojik yolla
tespiti (Fiksasyon)
Havanın hacim esasına göre % 79,08'ini azot teşkil eder. Bir
dekar arazi üzerindeki havada yaklaşık olarak 9 bin ton azot
gazı bulunur. Bitkiler, hayvanlar ve mikroorganizmaların büyük
bir kısmı element halindeki bu azottan yararlanamazlar. Bunların
yararlanabilmesi için gaz halindeki azotun diğer elementlerle
bileşikler haline dönüşmesi gerekmektedir. Bu da az miktarda
elektriksel olaylarla ve çok daha fazla miktarda ise bazı
toprak mikroorganizmaları vasıtası ile azotun biyolojik yolla
tespiti yoluyla sağlanmaktadır. Biyolojik azot fiksasyonu
(BAF), iki grup mikroorganizma tarafından gerçekleştirilmektedir.
Birinci gruba girenler, toprakta serbest yaşayarak havanın
azotunu tespit ederler. İkinci grupta yer alanlar ise, bir
bitki ile ortak yaşayarak azot tespit ederler. Bunlardan Rhizobium
bakterileri baklagil bitkilerin köklerinde simbiyotik yaşayarak
azot tespit ederler. Aktinomisetler ise orman ağaçlarından
kızılağaç, ılgın, yabani iğde gibi ağaç ve çalıların köklerinde
nodozite meydana getirerek azot tespitini gerçekleştirirler.
A) Simbiyotik Olmayan Azot Tespiti
Bu yolla azot tespit eden mikroorganizmalar, diğer bir canlı
organizmanın yardımına gereksinim duymadan toprakta çoğalırlar.
Kendileri için gerekli enerjiyi, karbonu ve diğer elementleri
topraktan alırlar. Toprakta kendisi için uygun olan azot bileşiklerini
bulamadığı takdirde havanın azotunu kullanırlar.
Simbiyotik olmadan azot tespit eden mikroorganizmalar aşağıdaki
gibi sınıflandırılmıştır :
Bakteriler
Aerobik olanlar:
Azotobacter
Anaerobik olanlar:
Fotosentetik Olmayanlar:
Clostridium
Desulfovibrio
Fotosentetik Olanlar:
Rhodospirillum
Chromatium
Algler
Nostoc, Calothrix (mavi-yeşil alg)
Bu organizmaların genel özellikleri aşağıdaki
gibi özetlenebilir:
Azotobacter
Aerobik bakterilerdir. Bazen çubuk bazen de yuvarlak şekilde
görülürler. Ekseriya hareketlidirler. Endospor ihtiva etmezler.
Fakat bazı türler, kalın duvarlı mikrosist oluştururlar. Hücreler
genellikle gram negatiftir. Uygun karbonhidrat veya diğer
enerji kaynakları bulunduğu takdirde aerobik şartlarda atmosferik
azotu tespit etme gücüne sahiptirler. Bir gram şekerin parçalanmasına
karşılık 10-20 mg azot tespit ederler. Ilıman iklim kuşağında
1 gram topraktaki Azotobacter sayısı 200 kadardır. Optimum
sıcaklık isteği 30-35°C; pH isteği 7-8 arasındadır. Bu bakterilerden
A.chroococcum en önemlisidir. Yıllık azot tespit düzeyleri
2-3 kg N da-1 'dır.
Clostridium
Anaerobik bakterilerdir. Spor meydana getiren, gram pozitif,
çubuk şeklinde bakterilerdir. Havanın molekül halindeki azotunu
tespit edebilmek için humus maddeleri, pektin bileşikleri
ve selüloz gibi maddeleri karbon kaynağı olarak kullanırlar.
Azot tespiti için optimum sıcaklık isteği 25°C 'dir. C.butyricum,
1 gram karbonhidratın parçalanmasına karşılık 27 mg azot tespit
etmektedir. Yıllık azot tespit düzeyleri 0,5-3 kg N da-1 'dır.
Diğer Bakteriler
Fotosentetik bakteriler, azot tespit etmek, topraktaki bazı
toksik maddeleri absorbe ederek bitki için zararsız hale getirmek,
bitkide ürün artışı sağlayan bir takım metabolik maddeler
ifraz etmek sureti ile toprak verimliliğini arttırmada önemli
derecede etkili olmaktadırlar.
Aerob olarak azot bağlama yeteneğinde olan diğer heterotrof
bakteri grupları Pseudomanas, Bacillus, Klebsiella, Mycobacterium
ve Spirillum' dur.
Azot bağlama yeteneğinde olan bazı fakültatif anaerob bakteriler
de vardır. Bacillus, Klebsiella, Pseudomanas ve Arthrobacter
bunlara örneklerdir. Bunların azot bağlama güçleri yani tespitleri
fazla değildir.
Mavi-Yeşil Algler
Azot tespit eden mavi-yeşil algler, ışık enerjisini kullanarak
fotosentetik mekanizma ile enerji sağlayan ve bunun bir kısmını
azot tespitinde kullanan organizmalardır. Bu organizmalar,
toprak ekosistemindeki yüksek bitkilere benzer fotosentez
yolu ile oksijen üreten ve karbondioksit fiksasyonu yapan
ve azot fikse eden tek organizmadır. Alglerin azot bağladığı
ilk kez Frank (1889) tarafından ileri sürülmüş ve 1928'de
Drewes saf kültürde mavi-yeşil alglerden Nostoc ve Anabaena
türlerinin azot bağladığını göstermiştir.
Mavi-yeşil alglerin özellikle çeltik tarlalarında önemli rolleri
vardır. Yağmurlu dönemlerde nemli pirinç tarlalarında azot
miktarının 15-50 kg N ha-1 seviyeleri arasında değiştiği belirtilmektedir.
Ayrıca arid bölgelerde ve çöl alanlarında gelişen alg türlerinin
yılda bağladıkları atmosfer azotu 3 kg N ha-1 seviyesindedir.
Mavi-yeşil algler, fotosentetik olmaları nedeni ile fotosentez
koşullarına bağımlı olmaktadırlar. Kış koşullarında sıcaklık
ve fotosentez koşulları yeterli olmadığından azot fiksasyonu
çok önemsiz düzeyde gerçekleşmektedir. Bahar aylarında fiksasyonun
ayda 8 kg N ha-1 seviyesine ulaştığı belirlenmiştir.
B) Simbiyotik Azot Tespiti
Simbiyotik yol ile azot fikse eden organizmaları iki büyük
grupta toplayabiliriz. Bunlardan birincisini baklagil bitkileri
ile simbiyoz oluşturan Rhizobium bakterileri, ikinci grubunu
ise baklagil dışındaki ağaç türünden yüksek bitkiler ile simbiyoz
oluşturan aktinomisetler oluşturmaktadır.
B1) Rhizobium-Baklagil Simbiyozu
Baklagil (Leguminosaea) familyasının türleri çok yaygın olup,
kültüre alınmış 200 civarında türü bulunmaktadır. Yalnızca
insan besini olarak değil, hayvan yemi, kereste, dokuma ve
diğer çeşitli ürünleri veren bitkileri içerirler. Bu familyadaki
bitki türleri, köklerini enfekte ederek yerleşen ve oluşturduğu
kök yumruları (nodül) içinde azot fiksasyonu yapan Rhizobium
bakterileri ile simbiyoz oluştururlar. Bir baklagil bitkisi
bu yolla çoğunluk bir hektar toprağa 200-300 kg bitkiye yarayışlı
azot sağlar. Bazen bu miktar çok daha fazla olabilir. Ancak
bu işlev, toprak azotça doğal olarak fakir ve simbiyozu oluşturacak
üyeler ortamda birlikte bulunabiliyorlarsa gerçekleşir. Gerçekte
baklagiller, azot gereksinimlerini iki yolla sağlamaktadır:
Toprak azotunun özümlemesi
Nitratların absorbsiyonu kökler yolu ile olur.
Atmosfer azotunun fiksasyonu
Atmosfer azotu toprak havasından nodüllere geçer ve burada
nitrogenaz enzimi tarafından indirgenerek amonyağa çevrilir.
Bu amonyak daha sonra amino asit ve proteinleri oluşturmak
üzere bitki içindeki madde dönüşümlerine katılır. Şayet bitkiler
nitrat ve moleküler azot (N2) kaynaklarına aynı zamanda sahipseler,
öncelikle nitrat kullanıldığından azot fiksasyon oranı düşer.
Rhizobium bakterisi, spor oluşturmayan bir türdür. Kültür
topraklarında genellikle bulunmakla beraber topraktaki yaşam
gücü pek bilinemez. Baklagil-nodül bakterisi işbirliğinin
uygun ve sağlıklı gerçekleşmesi simbiyotik azot fiksasyonu
çalışmalarının en önemli konusudur. Bu sistemde bakteri havadan
bağlamış olduğu azotu bitki kullanımına verirken, kendisi
de bitkiden karbonhidrat ve diğer bazı gelişim faktörlerini
sağlamaktadır. Simbiyotik sistem yolu ile dünya azot kazanımının
80 milyon ton olduğu, bunun 35 milyon tonunun yemeklik baklagiller
ve 45 milyon tonunun çayır, mera ve orman sistemindeki baklagiller
ile sağlandığı hesaplanmaktadır. Buna rağmen simbiyotik sistemin
her zaman sağlıklı işlediği ve gerekli azot kazancını sağladığı
söylenemez. Bunun başlıca iki nedeni olduğu söylenebilir.
Topraklarda yaygınlık gösteren ve azot fikse etme güçleri
iyi olan bakterilerin sayısal dağılımı yeterli olmayabilir,
diğer bir deyimle, yaygın poulasyonların büyük kısmı azot
fikse etme bakımından etkisiz olabilir.
2. Genellikle yeni kültüre alınan bir alanda veya ilk kez
yeni bir baklagil çeşidi ekilen alanlarda bitki türünü enfekte
etme veya simbiyotik azot fiksasyonunu gerçekleştirecek uyumlu
bakteri türü bulunmayabilir. Her iki durumda da baklagil bitkilerinin
atmosfer azotundan yeterince yararlanabilmeleri mümkün olmayacaktır.
Baklagil bitkilerinde-tarım alanlarında- gelişmenin ve biyolojik
azot fiksasyonunun garanti altına alınabilmesi için, doğal
ortamlardan izole edilmiş bakteri soylarının mikrobiyal aşı
olarak üretilmesi ve tohum aşılaması yolu ile toprağa verilmesi
gerekmektedir.
Simbiyotik sistem yolu ile fikse edilen azot miktarı, baklagil
türü ile ilgilidir. İnsan
beslenmesinde kullanılan daneli baklagiller daha az azot bağladıkları
gibi azotun büyük bir kısmı ürünle birlikte kaldırılır. Buna
karşılık çayır baklagilleri hem kök salgıları, hem de organik
kalıntıları ile ortama daha fazla azot bırakırken fiksasyon
güçlerinin de daha fazla olduğu dikkat çekicidir.
Çizelge-2. Çeşitli baklagil türlerinin azot
fiksasyon düzeyleri
Baklagil bitkileri kg ha-1 yıl-1
Bezelye 52-77
Fasulye 97
Soya 64-121
Fiğ 100-170
Yonca 150-400
Nodül oluşum mekanizması
Baklagil bitkilerinde nodül oluşumu, bitki ile Rhizobium bakterileri
arasında karşılıklı etkileşimler sonucu gerçekleşir. Rhizobium
bakterileri, bitki kök sistemindeki nodülleri üç kademede
oluştururlar:
1. Enfeksiyon öncesi dönem: Bu dönemde bitki ile bakteri arasında
bazı interaksiyonlar gerçekleşir. Önce bitki kökünden triptofan
maddesi salgılanır. Bu madde rizosferde bakteri çoğalmasını
uyarırken bakterler de indol asetik asit (IAA) üretirler.
Bu bir kök gelişim hormonu olup bitki kökünün hızlı gelişmesine
ve aynı zamanda kılcal köklerin özel bir şekil almasına neden
olur. Daha sonra bakteri tarafından kök hücrelerini esnek
duruma getiren poligalaktorunaz (PG) enzimi salgılanır. Her
iki metabolit kök hücrelerini bakterinin girebileceği esnek
bir yapıya çevirir.
2. Enfeksiyon şeridinin oluşması: Bakterinin kök hücrelerine
girmesi ile birlikte kılcal köklerde korteks hücrelerine ulaşan
bir borucuk oluşur. Buna enfeksiyon şeridi veya iplikçiği
adı verilmektedir. Bu oluşumun görevi kök meristem hücrelerindeki
bakterileri korteks hücrelere taşımaktır. Bu sırada bakteriler
hızla çoğalır ve aynı zamanda konukçu bitki hücreleri de çoğalmaya
devam ederek nodül oluşumunu başlatırlar.
3. Nodül oluşumu: Enfeksiyon şeridi, korteks bölgesinde tetraploid
(genel kromozom sayısının iki kat fazla olduğu hücre) hücreye
ulaşır. Bu hücre ve etrafındaki komşu hücreler hızlı bir bölünme
ile çoğalır ve kök yapısı şekil değiştirir. Enfeksiyon şeridinin
yarılması ile bakteriler hücre sitoplazması içinde dağılırlar.
Çoğalma olayından sonra bakteriler karakteristik çubuk veya
kısa çubuk şekillerini kaybederek iri yapılı X, Y veya düzensiz
pleoformik nitelik kazanırlar. Rhizobium bakterilerinin bu
formuna bakteroid adı verilir. Bakteroidler nodül içinde bölünmeye
uğramazlar. Yapay besin ortamlarında geliştirilememişlerdir.
Azot fiksasyonu yalnızca bakteroid formlarda gerçekleşir.
Baklagil bitkisinin kökleri üzerindeki büyük ve ana kök kısmına
yakın oluşan nodüller çoğunlukla azot fiksasyonu bakımından
etkin bir bakteri soyunun varlığını gösterir. Aksine olarak
küçük, beyaz renkli nodül oluşumu fiksasyon yeteneği zayıf
veya etkisiz bakterilerin nodül oluşturduğunu tanımlar. Aşağıdaki
çizelgede nodül oluşumu ile azot fiksasyonu arasındaki pratik
ilişkiler tanımlanmıştır.
Çizelge-3. Etkili ve etkisiz nodülasyonun
özellikleri
Nodül özellikleri Etkili nodüller Etkisiz
nodüller
Büyüklük Büyük Küçük
Renk Pembe Renksiz
Sayı Az Çok
N fiksasyonu Etkili Etkisiz
Bakteroid Var Yok
Azot fiksasyonu yapabilen etkili nodüllerin
rengi baklagillere has olan ve demir içeren bir hemoglobin
maddesinden kaynaklanmaktadır. Buna leghemoglobin adı verilmektedir.
Nodüllerin sayısı ve büyüklüğü, etkili olma ve aktif olarak
azot fiksasyonu yapabilme bakımından önemlidir. Oluşan nodüller
içindeki bakteroidler, azot fiksasyonunda çalışan nitrogenaz
enzimini üretirler. Bu enzim atmosfer azotunun biyolojik indirgenmesini
kataliz eder.
N2+8H++8e--enzim®2NH3+H2 (1)
N2+6H++6e--enzim®2NH3 (2)
H++2e-® H2 (3)
Optimum koşullar altında indirgenen her bir molekül azot için
bir molekül hidrojen sebest bırakılır. Nitrogenaz enzimi,
azot ve hidrojen dışındaki bazı diğer substratları da etkileme
gücündedir. Örneğin asetilen'in etilen gazına indirgenmesi
yine nitrogenaz aktivitesi ile gerçekleşir. Bu nedenle belirli
bir süre içinde indirgenen asetilen miktarı, nitrogenaz aktivitesinin
veya diğer bir deyimle azot fiksasyon yeteneğinin ölçüsü olarak
kullanılabilir. Bu yöntem ARA (asetilen redüksiyon aktivitesi)
olarak tanımlanmaktadır. Ancak bu ölçüt nitrogenaz yolu ile
azotun redüksiyon aktivitesinin çok kesin bir ölçütü değildir.
C2H2(asetilen)+2H++2e--nitrogenaz® C2H4(etilen)
Etkili ırkların-suşların (strain) seçimi
Azot tespiti yönünden etkili suşları seçmek için muhtelif
bölgelerde yetiştirilen iyi gelişmiş, koyu yeşil renkli baklagil
bitkilerin köklerindeki nodüllerde bulunan bakteriler, laboratuvarda
steril koşullarda izole edilir. İzole edilen bakteriler, özel
ortamlarda üretilir. Daha sonra üretilen bu bakterilerle baklagil
tohumları aşılanır. Aşılanmış tohumlar, tüp veya kavanozlar
içerisindeki agarlı besi yerine veya kum kültürüne ekilir.
Çimlenen bu bitkiler serada veya büyütme odalarında yetiştirilir.
Belirli süre sonunda bu bitkilerin köklerindeki nodüller ve
bitkinin gelişmesi incelenir. Bitkinin kuru ağırlığı ve azot
muhtevası tesbit edilir. Bu şartlarda en fazla azot tespit
ederek en iyi bitki gelişimini sağlayan suşlar, etkili olarak
seçilir. Ancak, gelişme faktörlerinin optimumda bulunduğu
ve Rhizobium bakterilerinin üremesine engel olan toksik maddeleri
meydan getirecek olan toprak ve rizosfer mikroorganizmalarının
mevcut olmadığı sera şkoullarında etkili olan bir suş, tarla
şartlarında etkili olmayabilir. Bu nedenle bu suşların tarla
koşullarında da denenmesi gereklidir. Sıcaklık, pH, bitki
besin maddeleri gibi çevre koşulları ve bitki çeşitlerinin
bakteri suşlarına etkileri farklıdır. Baklagil tohumlarını
aşılamada kullanılacak suşların, farklı çevre şartalrındaki
rizosferde çoğalma ve hayatını devam ettirme gücüne sahip
olmaları, topraktaki diğer organizmalarla ve özellikle az
etkili Rhizobium bakterileri ile rekabet etme yeteneğinde
olmaları gerekmektedir. Böylece tarla şartlarında da etkili
oldukları tespit edilerek seçilen bakteri suşları, aşılama
materyali hazırlamada kullanılmak üzere üretilir.
Rhizobium bakterileri ile aşılama ve yararları
Aşılama, genç bitkide nodül oluşum şansını
arttırmak amacı ile tohum sathını ekimden önce o bitkiye özgü,
etkili, azot tespit etme yeteneği yüksek yeter sayıda nodül
bakterisi ile bulaştırmaktır.
İlkel bir şekilde yapılan aşılama, yetiştirilecek baklagil
çeşidinin iyi geliştiği bir tarladan alınan toprağın baklagil
yetiştirilecek yeni sahaya dağıtılması yoluyla olmaktadır.
Bu yolla bir dekar alanın aşılanması için 400 kg toprağa ihtiyaç
olmaktadır. Bu ise hem pahalıya mal olmakta hem de bu yolla
yabancı ot tohumları bir tarladan diğerine taşınmış olmaktadır.
Bu nedenle, günümüz koşullarında tespit edilen en iyi aşılama
metodu, tohumun ekimden önce etkili bakteri kültürü ile bulaştırılması
yolu ile olmaktadır.
Aşılamanın yararları:
Aşılama genç bitkinin azotsuz kalmasını önler,
Tohumun çimlenmesinden sonraki birkaç gün içinde tohumdaki
azot genç bitki tarafından kullanılarak tüketilir. Eğer tohum,
etkili bakteri suşu ile aşılanarak ekilmişse, bitkinin kökünde
nodül oluşur ve fikse edilen azotu kullanan genç bitki azot
eksikliği göstermeden gelişmesine devam eder.
Aşılama toprağın azot kapsamını arttırır,
Baklagil tohumlarının aşılanması sonunda meydana gelen nodüller
vasıtası ile tespit edilen azot nedeni ile toprağın azot kazancı
artar.
Aşılama mahsul verimini arttırır,
Bu artış, bitkiler için yarayışlı azot miktarı düşük olan
fakat diğer bitki besin maddelerini yeterli miktarda ihtiva
eden topraklarda yetiştirilen baklagil bitkilerinde bariz
bir şekilde görülür. Genellikle orta verimlilikteki bir toprakta
yetiştirilen baklagil bitkilerinde aşılama sureti ile verim
artışının % 15-25 arasında olduğu tespit edilmiştir.
Aşılama bitkinin kalitesini yükseltir,
Aşılama, baklagil bitkisinin yeşil aksamında ve tohumunda
protein miktarını önemli derecede arttırarak bitkinin besin
değerinin yükselmesini temineder. Tohumun çimlenme gücünü
arttırır. Mikrobiyolojik azot tespiti ile tohumda oluşan azotlu
bileşikler, inorganik formda alınmış azotla oluşan azotlu
bileşiklere nazaran depolama bakımından daha uygun vasıf gösterir.
Aşılanmış baklagil bitkiler bilhassa A ve D vitaminleri bakımından
zengin bir durum arzeder.
Aşılama, protein içeriği bakımından zengin bir yeşil gübrenin
meydana gelmesinde rol oynar,
Yeşil gübre toprakta organik maddenin devamına yardım eder.
Organik madde ise toprağın fiziksel yapısını, su tutma kapasitesini
ve havalanmasını düzeltmesi, mikrobiyal aktiviteyi arttırması,
bitki besin maddelerini absorbe etmesi vs. gibi daha birçok
yönlerden toprak verimliliğine yardımcı olur. Aşılama sureti
ile elde edilen, azot kapsamı yüksek yeşil gübre, bu etkileri
ile toprak verimliliğinin artmasında ve artan verimliliğin
devam etmesinde yarar sağlar.
Aşılama yapılması gereken haller:
Herhangi bir sahaya ekilecek baklagil çeşidi, o sahada daha
önceden ekilmemiş ise büyük bir ihtimalle o toprakta ekilecek
baklagil çeşidinde nodül yapacak etkili bakteri bulunmamaktadır.
Bu nedenle yapılacak aşılama, nodül oluşumuna olanak sağlayacağı
için ürünün kalitesinin iyileşmesi ve miktarının artmasında
etkili olmaktadır.
Tarladaki herhangi bir baklagil bitkisinin köklerinde az miktarda
ve seyrek olarak nodül görülüyorsa, bu durum o tarlada etkili
bakterinin yeter derecede bulunmadığı ve eğer nodüller küçük
ve bütün kök sistemi üzerinde dağılmış durumda ise bu da nodülasyonun
zayıf suşlar tarafından meydana getirilmiş olduğunu gösterir.
Bu durumda tohumun etkili bakteri suşu ile aşılanması gereklidir.
Bazı durumlar topraktaki Rhizobium'un yok olmasına neden olurlar.
Örneğin, asitlik, kuraklık, fazla nem ve havalanmanın iyi
olmaması veya su altında kalma, gibi nedenler yanında kalsiyum,
potasyum, fosfor, molibden ve diğer gerekli bitki besin maddelerinin
yokluğu gibi faktörlerden herhangi birinin veya birkaçının
kısa bir süre için dahi yokluğu veya normal sınırlar içinde
bulunmaması zararlı sonuçlar vermektedir. Bu durumda nodül
oluşumunu engelleyici fakörün düzeltilerek toprak normal hale
getirildikten sonra aşılamanın yapılması yararlı olmaktadır.
Aşılama yapılması gerekmeyen haller:
Belirli bir baklagil çeşidi aynı yerde birkaç yıl veya daha
uzun yıllardır üst üste ekiliyorsa ve köklerinde yeterli nodül
meydana geliyorsa böyle yerlerde aşılama yapılması gerekmeyebilir.
Buna rağmen aşılamanın ucuz, fazla iş gerektirmeyen ve hiç
bir zaman zararlı olmayan bir işlem olması nedeni ile tereddütlü
hallerde yapılması genellikle çiftçinin yararına olmaktadır.
B2) Baklagil olmayan bitkilerle aktinomiset
simbiyozu
Baklagillerin dışında, 13 diğer cins ağaç veya çalı türünden
bitkilerin kökleri N bağlayan mikroorganizmalarla simbiyoz
oluşturma yeteneğindedir. En tanınmış cinslerden Alnus (Kızılağaç,
Akçaağaç), Eleagnus, Myrica gale sayılabilir.
Orman ekosistemindeki bir çok bitkinin azot ekonomisi bu yol
ile yeterli bir şekilde düzenlenmektedir. Örneğin, Alnus crispa
yılda 61,5 kg N ha-1 sağlayabilmektedir. Alnus türünün oluşturduğu
nodüller, yaklaşık 5 cm büyüklükte olabilmektedir. Benzer
olarak tropik türlerden olan Casuarina timber yılda 58,5 kg
N ha-1 sağlayabilmektedir. Detaylı sitolojik incelemeler nodül
içinde bulunan ortakçının aktinomiset olduğunu göstermektedir.
Bazı gymnosperm (kabuksuz tohumla, çam türünden bitkiler)
familyasından bitkiler de, mavi-yeşil alglerle (muhtemelen
Anabaena veya Nostoc ) bir tür ortaklık oluştururlar. Bu şekilde
fikse edilen azot, genel dolanım içinde çok önemli değilse
de özel ekosistemlerin azot ekonomisi için önemlidir.
B3) Likenler
"Mantar+alg" şeklindeki simbiyozdur. Yaklaşık tüm
likenlerin % 8'I mavi-yeşil algleri kapsarlar. Likenlerin
azot fiksasyonunda özel bir önemi vardır. Çıplak kayalık yüzeylerin
vejetasyon örtüsüne kavuşması, tropik ve subtropiklerdeki
yağmur ormanlarının N ekonomileri için önemli rol oynarlar.
MİKORİZALAR
Mikoriza terimi aktif bitki gelişimi evresinde köklerin korteks
dokusunu kolonize eden mantar ile bitkiler arasında oluşan
işbirliği veya simbiyozu ifade etmektedir. Bu işbirliği bitkilerin
üretimi olan karbonun mantara ve mantarın almış olduğu besin
elementlerinin bitkiye hareketi ile karakterize edilmektedir.
Kelime olarak mantar-kök anlamına gelen mikoriza (mycorrhiza)
terimi, ilk olarak 1885 yılında A.B. Frank isimli bir Alman
orman patologu tarafından mantar-ağaç ortaklığını tanımlamada
kullanılmıştır. O tarihten sonra yeryüzünde çok sayıda bitkinin
mantarlarla simbiyotik bir ortaklık oluşturdukları öğrenilmiştir.
Herhangi bir cinse bağlı bitki türlerinin % 95'inin karakteristik
olarak mikoriza oluşturdukları tahmin edilmektedir. Bitkiler
arasında mikorizal durum bir istisna değil bir kuraldır.
Bitkilerin mikorizal simbiyozlardan sağladığı faydalar agronomik
yönden büyüme ve verim artışı veya ekolojik olarak uyumun
iyileştirilmesidir. Mikorizal mantarlar, hem kök içerisinde
hem de toprakta genellikle hızla çoğalırlar. Toprak kökenli
veya ekstramatrikal hifler, bitki besin elementlerini toprak
çözeltisinden alarak köklere taşırlar. Bu mekanizma ile mikorizalar,
bitkinin etkili absorbsiyon yüzey alanını artırırlar. Bitki
besin elementlerince fakir veya yeterli nem bulunmayan topraklarda,
ekstramatrikal hiflerle besin maddelerinin alınması daha iyi
bir bitki gelişimi ve çoğalmayı sağlayabilir. Sonuç olarak,
mikorizal bitkiler, mikorizal olmayan bitkilere göre, çevresel
streslere genellikle daha dayanıklıdırlar.
Mikorizal ortaklıklar, yapı ve işlev olarak çok geniş bir
yelpaze oluştururlar.
MİKORİZA TİPLERİ
Ektomikorizalar
Ektomikorizaların (EM) teşhisinde en belirgin özellikleri,
kök korteks hücreleri arasında bulunan hiflerinin, orman biyolojisinin
babası sayılan Robert Hartig'in adından dolayı "Hartig
net" diye adlandırılan bir ağ oluşturmalarıdır. Çok sayıda
EM aynı zamanda kök emici tüylerini (genellikle ince besleyici
kökler) tamamen kaplayabilen bir kın (mantle) veya manto şeklinde
gelişen mantari dokuya sahiptir. Kökleri kaplayan bu kın veya
örtünün kalınlığı, rengi ve bünyesi (texture) özel bitki -
mantar kombinasyonlarına bağlıdır. Mantar dokusunun oluşturduğu
kın, emici köklerin yüzey alanını artırır ve çoğu kez ince
köklerin morfolojisini etkileyerek, kök çatallaşmasına ve
gruplanmasına neden olur. Hifsel uzantılar, kın ile bağlantılı
olup toprağın içine yayılırlar. Bu hifsel uzantılar, sıkça
agregatlaşarak, çıplak gözle görülebilecek kök benzeri yapılar
(rhizomorphs) oluştururlar. Rhizomorfların iç kısımları besin
elementlerinin ve suyun uzak mesafelere taşınabilmesi için
özel olarak tüp benzeri yapılara dönüşebilmektedir.
Ektomikorizalar, çalı tiplerinden orman ağaçlarına kadar pek
çok odunsu bitkide tespit edilmiştir. Konukçu bitkilerin büyük
bir çoğunluğu, Pinaceae, Fagaceae, Betulaceae ve Myrtaceae
familyalarına dahildir. Ektomikoriza oluşturdukları bilinen,
4000'nin üzerinde mantar türü esas olarak Basidiomycotina
sınıfına ve çok az bir kısmı da Ascomycotina sınıfına dahildir.
Arbusküler Mikorizalar
Arbusküler mikorizaların (AM) ayırdedici özellikleri, kök
korteks hücreleri içerisinde oldukça dallı arbuskül yapı oluşturmalarıdır.
Mantar, başlangıçta korteks hücrelerinin arasında gelişir,
fakat kısa zamanda konukçu hücre duvarından içeri girer ve
hücre içerisinde gelişmeye devam eder. Mantarın korteks hücreleri
içerisinde geliştiği bütün mikorizal tiplere genel olarak
endomikoriza denir. Bu ortak yaşamda ne mantar hücresi duvarı
ve ne de konukçu bitki hücresi membranı bozulmamaktadır. Mantar
büyüdükçe konukçu bitki hücresi membranı, mantarı bir kılıf
içerisine alır ve tamamen etrafını kuşatarak, içerisinde yüksek
moleküler yapıdaki maddelerin depolandığı ayrı bir bölme oluşturur.
Bu ayrı bölme, bitki ile mantar sitoplazması arasında doğrudan
temasa engel olarak simbiyontların (bitki-mantar) arasındaki
besin maddeleri taşınımının daha iyi bir şekilde gerçekleşmesini
sağlar. Arbusküller, nispeten kısa ömürlüdür (15 günden az)
ve tarladan toplanmış örneklerde genellikle bunları görmek
oldukça zordur. AM mantarlarının oluşturduğu diğer yapılardan
bazıları, vesiküller, yardımcı hücreler ve aseksüel sporlardır.
Vesiküller, ince duvarlı, lipidle dolu yapılardır ve genellikle
hücreler arası boşluklarda yer alırlar. Vesiküllerin ana işlevinin
depolama olduğunun düşünülmesine karşın, vesiküller aynı zamanda
mantarın üremesini sağlayan organlar (propagule) olarak da
görev yapmaktadır. Yardımcı hücreler, toprakta oluşur ve kangal
(bobin) veya yumru şeklinde olabilirler. Bu yapıların işlevleri
bilinmemektedir. Üremeyi sağlayan sporlar, kök içerisinde
veya genellikle toprak içerisinde oluşabilmektedir. AM ortaklıkları
oluşturan mantarların ürettiği sporlar aseksüeldir ve vejetatif
hiflerin değişime uğraması ile meydana gelirler. Bazı mantarlarda
(örneğin, Glomus intraradices) vesiküller, kök içerisinde
ikincil bir kalınlaşmaya uğrar ve hifsel yapı boyunca ortada
bir ayırıcı duvar teşkili ile hifin ucunda spor oluşur. Fakat,
genellikle sporlar, toprak içerisinde hifsel şişkinliklerden
gelişirler.
AM'ları oluşturan bütün mantarlar en son olarak Glomales takımına
dahil edilmiştir (Morton, 1988).
AM tipi simbiyozu oluşturan mantarların, otsu ve odunsu bitkileri
içeren geniş taksonomik aralıktaki bitkileri kolonize etmeleri
nedeni ile bu tip simbiyoz çok yaygın olarak görülür. Bu ise
genel olarak bu tip içerisinde bir konukçu spesifikasyonunun
olmadığını göstermektedir. Bu böyle olmakla beraber, spesifiklik,
kendiliğinden olan kolonize edebilme yeteneği, enfekte etme
yeteneği, kolonize miktarı ve etkinliği ile kolonizasyona
karşı bitkinin tepkisini (response) ayıredebilmekle ortaya
çıkar. AM mantarlarının, kök sistemi içerisinde oluşturdukları
kolonizasyon seviyesi ve bunların besin maddeleri alımı ve
bitki gelişmesine olan etkileri oldukça değişiktir.
Ericaceous Mikorizalar
Ericaceous terimi, Ericales takımından bitkilerde rastlanan
mikorizal ortaklıkları ifade etmede kullanılmaktadır. Kök
içerisindeki hifler, korteks hücrelerinin içine girebilirler
(endomikorizaların özelliği), fakat arbuskül oluşmaz. Başlıca
3 tip ericaceous mikoriza tanımlanmıştır :
(i) Ericoid -- İç korteks hücreleri tamamen mantar hifleri
ile doludur. Kırpaç şeklindeki gevşek bir hif parçası kök
yüzeyi üzerinde büyür. Fakat, bir kın oluşmaz. Ericoid mikorizalar,
Calluna (heather : funda, süpürge otu), Rhododendron (azaleas
ve rhododendrons) ve Vaccinium (blueberries) gibi çok ince
kök sistemleri olan ve tipik olarak asit ve peat topraklarda
büyüyen bitkilerde bulunurlar. Bu mikorizal ortaklıkta görev
alan mantarlar, Hymenoscyphus cinsi ascomycetes'lerdir.
(ii) Arbutoid -- Hem ectomikorizaların hem de endomikorizaların
özelliklerini taşımaktadır. Hücrelerarasına girerler, bir
kın oluşur ve Hartig net (ağ) vardır. Bu ortaklık, Arbutus
(ör. Pacific madrone), Arctostaphylos (ör. bearberry) ve Pyrolaceae'nın
birkaç türünde bulunmaktadır. Bu ortaklıkta görev alan mantarlar
basidiomycetes'lerdir. Aynı mantarlar, aynı bölgede bulunan
EM konukçu ağaçları da kolonize edebilirler.
(iii) Monotropoid -- Mantarlar, Monotropaceae familyasından
achlorophyllous (klorofilden yoksun) bitkileri (ör. Indian
pipe) kolonize ederler, Hartig net ve manto (kın) oluştururlar.
Aynı mantar grubu, ağaçlarla da EM ortaklıkları oluşturur
ve bu suretle oluşturduğu bağlantı ile de ototrof (autotrophic)
konukçu bitkiden karbon ve diğer besin maddelerinin heterotrof
(heterotrophic), parazit bitkiye akmasını sağlayabilir.
Orkide (Orchidaceous) Mikorizalar
Mikorizal mantarların, Orchidaceae familyası bitkilerinin
yaşam döngüsünde özel bir rolleri vardır. Orkideler tipik
küçük tohumlarında çok az miktarda besin maddesini depo ederler.
Çimlenmeden çok kısa bir süre sonra bitki kolonize edilir
ve mikorizal mantar, gelişmekte olan embriyoya karbon ve vitaminler
sağlar. Klorofilsiz türlerde bitki tüm yaşantısı boyunca karbon
ihtiyacını sağlamak için ortağı mantara bağımlıdır. Mantar
bitki hücresi içinde gelişir, hücre membranını çevreler ve
hücre içerisinde hifsel yumaklar oluşturur. Bu yumaklar sadece
bir kaç gün için aktiftir. Sonra normal yapılarını kaybedip
bozunuma uğrarlar ve besin maddesi içerikleri büyümekte olan
orkide tarafından absorbe edilir. Bu ortak yaşamda yer alan
mantarlar basidiomycetes'dir, odun çürüten (ör. Coriolus,
Fomes, Marasmius) ve patojen olan (ör. Armillaria ve Rhizoctonia)
tiplere benzerler. Olgun orkidelerde, mikorizalar besin maddesi
alımında ve taşınımında rol oynarlar.
Karışık Enfeksiyonlar
Birkaç çeşit mantar, tek bir bitkinin köklerini kolonize edebilirler.
Fakat, oluşan mikorizal ortaklık tipi genellikle bir konukçu
için aynıdır (bellidir). Bazı durumlarda, bir konukçu birden
fazla tipte mikorizal ortaklığı da sağlayabilmektedir. Alnus
(alders), Salix (willows), Populus (poplars) ve Eucalyuptus
cinslerinde aynı bitki üzerinde hem AM hem de EM ortaklıklarının
ikisi birden bulunabilir. Bazı ericoid bitkilerde nadiren
EM ve AM ortaklıklarının ikisi bulunabilir.
Fidanlıklarda ve yanmış orman sahalarında coniferous ve deciduous
cinsi konukçu bitkilerinde bir ara mikorizal tipe rastlanmaktadır.
Ektendomikoriza (ectendomycorrhiza) denen bu ara tip, tipik
bir EM yapısı gösterir, yalnızca kın (mantle) ya incedir veya
hiç yoktur ve Hartig net içerisindeki hifler, kök korteks
hücreleri içerisine girebilmektedir. Fidanlar büyüdükçe, ektendomikorizaların
yerini EM'lar alır. Bu ortaklıkta yer alan mantarlar, başlangıçta
"E-strain" olarak gösterilmiştir. Ancak daha sonra
bunların ascomycetes olup Wilcoxina cinsi içerisinde yer aldıkları
ifade edilmiştir.
BESİN MADDELERİNİN ALINMASI VE TAŞINMASI
Toprak çözeltisinde bir besin maddesi eksikse, o maddenin
alımını kontrol eden kritik kök parametresi yüzey alanıdır.
Mikorizal mantar hiflerinin, kökün absorbe yüzey alanını büyük
ölçüde artırma potansiyeli vardır. Örneğin, Rousseau ve ark.
(1994), ekstramatriks miselleri (hif agregatları) miktarının,
besin maddesi absorbe eden toplam yüzey kütlesinin % 20'sinden
daha az olduğu durumda, çam fidanlarının absorbe edici yüzey
alanına katkıları % 80 civarında olmuştur.
Diğer önemli bir husus ise, ekstramatriks hiflerin (extramatrical
hyphae) dağılımlarının ve fonksiyonlarının hesaba katılmasıdır.
Mikorizaların besin maddesi alımında etkili olmaları için
hiflerin, bitki kök bölgesi çevresinde gelişen besin maddesi
tüketim bölgesinin (zonu) biraz daha uzağına kadar dağılmış
olmaları gerekir. Besin maddesi tüketim zonu, diffüzyonla
eksiğin giderilebilmesine imkan vermeyecek bir hızla besinlerin,
toprak çözeltisinden uzaklaştırıldığı durumda oluşur. Fosfat
gibi oldukça az hareketli iyonlar için köke yakın keskin ve
dar bir tüketim zonu gelişir. Hifler, kolaylıkla bu tüketim
zonunu aşarak toprak içinde gelişirler ve yeter miktarda fosforu
temin ederler. Çinko ve bakır gibi mikro elementlerin alımları
da mikorizalarla iyileştirilmektedir. Çünkü bu elementlerin
de diffüzyonları birçok toprakta sınırlıdır. Nitrat gibi daha
çok hareketli besin elementleri için tüketim zonu geniştir
ve yalnızca kökten etkilenmeyen bir zona hiflerin fazlaca
ulaşabilmeleri de uzak bir olasılıktır. Mikorizaların bitki
besin elementlerini absorbsiyonlarına olumlu katkıda bulunan
diğer bir faktör, köklere göre daha dar çaplı olmalarıdır.
Bir besin maddesinin diffüzyon oranı, absorbe edici alanın
yarıçapı ile ters orantılı olarak artar. Ayrıca dar hifler,
köklerin ve hatta kılcal köklerin giremediği çok küçük toprak
boşlukları (porları) içerisinde gelişebilirler.
Mikorizal mantarlara atfedilen diğer bir avantaj bitkiye yarayışlı
olmayan fosfor havuzlarının kullanılabilmesidir. Bu kullanımın
bir şekli, organik asitlerle inorganik ve organik fosforun
fizikokimyasal salınımıdır. Organik asitler bu salınımı, düşük
molekül ağırlığı olan okzalat gibi organik anyonlarla :
(i) metal-hidroksil yüzeylerine bağlı fosfor iyonları ile
iyon değişimi yolu ile yer değiştirerek,
(ii) fosforun bağlı olduğu metal oksit yüzeylerini çözerek,
(iii) çözelti içerisindeki metalleri bağlayarak fosforun metal
fosfatlar halinde çökelmesini önleyerek gerçekleştirirler
(Fox ve ark., 1990).
Bazı EM mantarları fazla miktarda okzalik (oxalic) asit üretirler
ve bu durum EM köklerde bitki besin maddesi alımının neden
arttığını kısmen açıklayabilir. Mikorizal mantarlar, organik
maddenin mineralizasyonu ile inorganik fosforu serbest hale
getirirler. Bu organik fosfat (C - O - P) ester bağlarının
fosfataz yardımı ile hidrolizi sonucu gerçekleşir. Saf kültürlerde
gelişen mikorizal mantarlarda, kesilmiş ve bozulmamış EM kısa
köklerde önemli miktarda fosfataz aktivitesinin belirlendiği
literatürlerde verilmektedir. Bitki kökleri ve bağlantılı
mikroflora da ayrıca organik asitler ve fosfatazlar üretmektedir.
Ancak, mikorizal mantarlar kesinlikle bu aktiviteyi artırmaktadır.
Ericoid ve EM, azot mineralizasyonunda özel bir rol oynarlar
(Read ve ark.,1989). Toprağa katılan birçok bitki artığında
C:N oranı yüksektir, lignin ve taninlerce zengindir. Yalnızca
birkaç mikorizal mantar bu birincil kaynaklardan besin maddelerini
hareketli hale getirebilir. Ancak, çok sayıda ericoid ve EM
mantarlar, azot ve diğer besin elementlerini, ölü mikrobiyal
biyokütleler gibi ikincil organik madde kaynaklarından sağlayabilirler.
Organik azotu depolimirize edebilen çok sayıda hidrolitik
ve oksidatif enzimler tespit edilmiştir. Bu tip mikorizalar,
asidik ve organik maddesi oldukça yüksek toprakların hakim
olduğu alanlarda azot döngüsünde önemli bir rol alabilirler.
MİKORİZAL BİTKİLERDE KARBON AKIŞI
Mikorizal mantarlar, AM mantarlarda olduğu gibi karbon ihtiyacını
yalnızca konukçu bitkilerden sağlayabilen zorunlu ortak (obligate
symbionts) konumundan, bazı EM türlerde görüldüğü gibi canlı
olmayan kaynaklardan da organik karbon mineralize edebilen
seçenekli ortak (facultative symbionts) konumuna kadar değişen
bir aralıkta yer alırlar. Doğada heterotrof mikorizal mantarlar,
karbon ihtiyaçlarının tümünü veya büyük bir kısmını ototrof
konukçu bitkiden sağlarlar. Ektomikorizalar ve ericoid mikorizalar,
konukçu bitki karbohidratlarını, mannitol ve trehalose gibi
mantara özgü depo karbohidratlara dönüştürürler.
Bitkiler tarafından alınan toplam karbonun % 20 kadarı ortak
mantara taşınabilmektedir. Mantara olan bu karbon taşınımı
bazen bitkiden bir kayıp olarak değerlendirilmektedir. Fakat,
mikorizal kolonizasyonu takiben konukçu bitkinin fotosentetik
aktivitesi artabilmekte ve böylece topraktan kaybolan karbon
karşılanmaktadır. Genellikle, bitki büyümesinin baskı altında
olması mikorizal kolonizasyona bağlanmakta ise de bu baskı
ekseriye az ışık (fotosentezi kısıtlar) veya yüksek fosfor
koşullarında ortaya çıkmaktadır.
Bir ekosistem içerisinde, mikorizalar yardımı ile toprağa
olan karbon akışı birçok önemli işleve hizmet eder. Bazı mikorizalarda,
ekstramatrikal hifler, proteazlar ve fosfatazlar gibi hidrolitik
enzimleri üretirler. Bu enzimler, organik madde mineralizasyonunda
ve besin elementlerinin yarayışlılığında önemli etkide bulunabilirler.
Ekstramatrikal hifler aynı zamanda toprak parçacıklarını birarada
tutarak toprak agregasyonunu iyileştirirler. Tipik olarak,
bir gram toprakta 1 ile 20 m arasında AM hifleri vardır (Slyvia,
1990). Ortak mantara karbon akışının diğer önemli bir sonucu
da, "mikorizosfer" (mycorrhizosphere) diye adlandırılan
tek bir mikrobiyal topluluğun oluşturduğu bir rizosferi geliştirmesidir.
Toprak bilimcileri, toprağa karbon akışının toprak agregasyonunun
iyileştirilmesinde ve sağlıklı bir bitki-toprak sisteminin
korunmasında kritik bir unsur olduğunu bilmektedirler. Toprağın
organik karbon kazanımını arttırması mikorizal kolonizasyonun
önemli bir faydası olarak düşünülmelidir.
DİĞER TOPRAK ORGANİZMALARI İLE İNTERAKSİYONLAR
Mikorizal mantarlar, rizosfer içerisinde çok çeşitli organizmalarla
karşılıklı etkileşimde bulunurlar. Sonuç, mikorizal ortaklık
veya rizosferin özel bir bileşeni üzerinde, pozitif, nötr
veya negatif etkili olabilir. Örneğin, bazı özel bakteriler,
conifer fidanlıklarında EM oluşumunu stimule ederler ve mikorizasyona
yardımcı bakteriler (mycorrhization helper bacteria) olarak
adlandırılırlar. Bazı durumlarda, bu bakteriler toprak fumigasyonuna
olan ihtiyacı ortadan kaldırırlar (Garbaye, 1994).
Rhizobiumlar ile AM mantarlar arasındaki
interaksiyon, azot fiksasyonunda nispeten fazla miktarda fosfora
ihtiyaç duyulduğu için oldukça ilgi çekmiştir. İki simbiyoz
tipik olarak sinerjik (synergistically) bir etki ile hareket
ederler ve sonuç olarak, birlikte aşıladıkları baklagil bitkisinin
azot ve fosfor kapsamını, yalnız başlarına aşılamalarına göre
daha çok artırırlar. Baklagiller kaba kök yapıları nedeni
ile topraktan fosfor eksrakte etmede yetersizdirler. Baklagiller
ile ortaklık kuran AM mantarlar, fosforla yeter miktarda beslenmede
gerekli bağlardır. Bunun sonucunda nitrogenaz (nitrogenase)
aktivitesi artar, geri dönüşümü olarak kök ve mikorizal büyüme
artar. Mikorizal mantarlar, besleyici kökleri kolonize ederler
ve böylece aynı dokuyu işgal eden parazitlerle de interaksiyona
girerler. Fosfor alımının düşük olduğu doğal bir ekosistemde,
mikorizal mantarların başlıca görevi kök sistemini Fusarium
spp. gibi endemik (endemic) patojenlerden korumaları olabilir.
Mikorizalar, seçilmiş biyokontrol etmenleri ile kök kolonizasyonunu
teşvik edebilirler, fakat bu interaksiyonlar yeterince anlaşılmamıştır.
Mikorizal kolonizasyonun kök patojenleri üzerine olan potansiyel
etkilerini belirlemek için çok sayıda araştırma yürütülmüştür.
Mikorizal mantarlar, kök hastalıklarının tekrarlama oranını
ve şiddetini azaltabilir. Bu koruyucu etki mekanizmasını açıklayan
bazı düşünceler şöyledir:
patojenlerin enfeksiyonuna karşı mekanik bir engel (özellikle
EM'ın kını-Mantle) gelişmesi,
patojeni baskı altına alacak antibiyotik bileşiklerinin üretilmesi,
siderophores üretimi de dahil olmak üzere patojenle besin
maddesi için rekabet etme ve,
bitki savunma genel mekanizmalarının harekete geçirilmesidir.
MİKORİZALARIN YÖNETİMİ
Düşük verimliliği olan topraklarla yapılan saksı çalışmalarında
mikorizal mantarlarla bitkilerin aşılanmasını takiben çarpıcı
bir bitki gelişiminin görülmesi 1980'lerde bu organizmaların
biyogübre olarak kullanılabilme olanaklarını araştırmaya neden
olmuştur. Tarla sonuçları, özellikle de fazla girdi kullanılan
tarımsal sistemlerde genellikle hayal kırıcı olunca pek çok
kişi mikorizaların tarımsal uygulamalarda çok az önemi olduğu
sonucuna varmışlardır. Daha sonra yapılan çalışmalar tarım
bitkilerinin büyük bir kısmının mikorizal mantarlarca kolonize
edildiğini göstermiş ve bu mantarların ürün verimliliğine
hem pozitif hem de negatif yönde önemli etkilerinin olduğunu
ortaya koymuştur (Johnson, 1993). Tarımcılar kesin olarak,
kendi sistemleri içerisinde mikorizaların dağılımlarını değerlendirmeli
ve sistemlerinin yönetimi ile ilgili kararlarının mikorizaların
işlevleri üzerine olacak etkilerini anlamalıdırlar.
Mikorizaların bir agroekosistem içerisindeki
potansiyel rolünü değerlendirirken düşünülmesi gereken faktörler
:
Konukçu bitkinin mikorizal bağımlılığı (MB). Bu genellikle,
mikorizal bitkilerin mikorizal olmayan bitkilere karşı belli
bir fosfor seviyesindeki gelişimlerinin değerlendirmesidir.
Her ne kadar tarımsal bitkilerin çoğunda mikoriza var ise
de tümü bu ortak yaşamdan eşit şekilde fayda sağlayamaz. Genellikle
kaba (kazık) köklü bitkiler, ince köklü bitkilere göre daha
fazla fayda sağlarlar.
Toprağın besin maddesi durumu. Mikorizal ortaklıktan beklenen
başlıca faydanın fosfor alımını iyileştirmek olduğunu varsayalım.
Toprak fosforunun kısıtlı olduğu bir durumda mikorizal mantarın
yönetimi en önemli unsur olacaktır. Tropikal toprakların çoğu
fosforu fiksederler ve yeterli fosfor alımı için bitkilerin
uygun olarak mikorizasyonu gereklidir. Ilıman bölgelerde ise
bazen fosfor ürünün ihtiyacından daha fazla miktarda verilir.
Ancak günümüzde çevre kalitesinin korunmasına verilen önem
artmaktadır ve bu doğrultuda gelişmiş ülkelerde fosfor kullanımı
azaltılabilir. Bu ise besin maddesi alımında bitkilerin doğal
mikorizalara bağımlılığını artıracaktır. Gözönüne alınması
gereken diğer bir faktör ise su stresi ile besin maddesinin
yarayışlılığı arasındaki interaksiyondur. Topraklar kuru olduğunda,
toprak analizi sonucuna göre yarayışlı fosfor düzeyi yüksek
çıkan topraklarda bile fosfor gelişimi sınırlayan bir faktör
olmaya başlayabilir.
Yerli mikorizal mantarların aşı potansiyelleri. Aşı potansiyeli,
topraktaki propagule'lerin (üreme yapıları) çokluk ve güçlerinin
bir ürünüdür. Bu potansiyel, bir dizi standard koşul altında
hassas bir konukçu bitkinin kolonizasyon oranının belirlenmesi
ile ölçülebilir. Aşı potansiyeli, gübre ve kireç uygulama,
pestisit kullanımı, ürün münavebesi, nadas, sürüm ve üst toprağın
uzaklaştırılması gibi yönetim uygulamaları ile ters yönde
etkilenebilir.
Yönetim uygulamalarının topraktaki mikorizal
popülasyonu ve konukçu bitkinin sonraki büyümesini nasıl etkilediğine
ilişkin örnekler :
Toprak bozunumu, örneğin toprak işlemesi, tarımsal sistem
içerisinde mikorizaların işlevlerini önemli ölçüde etkileyebilir.
Kanada, Guelp üniversitesinden M.H. Miller ve arkadaşları,
tarıma uygun bir alanda toprak işleme ile ilgili ilginç bir
sonuç bulmuşlardır. İşleme yapılmayan toprakta AM gelişimi
zayıflamış ve sonucunda tarladaki mısır fidelerinin fosfor
alımı azalmıştır (Miller et al., 1995). Varsayılan ise, toprak
bozunumunun mikorizal ortaklığın etkinliğini azaltacağıdır.
Bunu kanıtlamak için, büyüme odalarında, uzun dönem tarla
parsellerinden alınan bozulmuş ve bozulmamış toprak örnekleri
ile bir dizi çalışma yürütülmüştür. Bozulma hem mikorizal
kolonizasyonu hem de mısır ve buğday köklerinde fosfor alımını
azaltmış, fakat mikorizal olmayan ıspanak ve kolzada (canola)
fosfor alımını azaltmamıştır. Yazarlar, kısıtlı bitki besin
maddesi koşullarında, mikorizal fidelerin topraktaki bozulmamış
hif ağları ile bir ortaklık oluşturma yeteneğinin, ürünün
tesisinde hayli avantaj sağlayabileceği sonucuna varmışlardır.
Ürün münavebe ve nadas sistemleri, mikorizal mantarların çeşitlilik
ve işlevlerini etkileyebilir. J. P. Thompson, Avustralya'nın
Queensland eyaletinde uzun dönem (12 aydan fazla) nadasta
tarla ürünlerinin düzensizliklerinde AM mantarların rolünü
tanımlamıştır (Thompson, 1987). Yarı kurak bitki sistemlerinde
nadas, toprak nemini ve nitratı ardından ekilecek ürün için
muhafaza eder. 1940'lı yıllardan beri bazı bitkiler uzun bir
nadas döneminin hemen arkasından ekildiklerinde zayıf büyümekte,
fosfor ve çinko noksanlığı göstermektedirler. Avustralyalı
araştırmacılar, nadasın toprakta AM mantarların propagule'lerinde
düşüş ve tarlada ürün bitkilerinin kolonizasyonunda azalma
yaptığını bulmuşlardır. Ayrıca, aşılama denemelerinden elde
ettikleri sonuçlara göre, toprakta aşı materyalinin artmasının,
nadasın bozucu etkisini bertaraf ettiğini bulmuşlardır. Bu
sonuçlara göre çiftçilere, nadas sonrası veya AM propagule'lerinde
azalmaya neden olan kolza gibi mikorizal olmayan bir bitkinin
ardından keten tohumu, ayçiçek ve soya gibi mikorizal bağımlı
bitkileri ekmemelerini tavsiye etmektedirler.
MİKORİZAL AŞI ÜRETİM VE KULLANIMINDA POTANSİYEL
VE PROBLEMLER
Doğal mikorizal aşı potansiyelinin düşük veya etkisiz olduğu
durumlarda bitki üretim sistemi için uygun mantarların sağlanması
kayda değer bir düşüncedir. Mevcut teknolojik koşullar altında
aşılama, taşınabilen yani fide olarak kullanılabilen bitkiler
için ve toprak bozulmasının doğal aşı potansiyelini azalttığı
alanlar için en iyidir.
Herhangi bir aşılama programında ilk adım, hem infektif (yani
kökün içine girebilme ve yayılma) hem de efektif (yani konukçu
bitkinin büyümesini veya streslere direncini artırma) olan
bir izolatın elde edilmesidir.
EM ve AM mantarların izolasyonlarının ve aşı üretiminin çok
değişik problemleri vardır. Pek çok EM mantar yapay bir ortamda
(besiyerinde) çoğaltılabilir. Böylece, yüzeyi böcek, kemirgen
v.s'den temizlenmiş sporocarp veya mikorizal kısa kök parçaları
agarlı besiyerleri üzerine yerleştirilerek EM mantarların
izolatları elde edilebilir. Elde edilen mantarlı biyokütle
kolaylık olsun diye doğrudan aşı olarak kullanılabilirse de,
aşı daha çok mantarlı materyalin peat gibi bir taşıyıcı veya
hacim artırıcı bir materyal ile karıştırılması ile hazırlanır.
Konukçu bitkilerinden ayrı olarak gelişemedikleri için AM
mantarların izolatlarını elde etmek daha zordur. Sporlar topraktan
elekle ayrılıp, yüzeyleri böcek v.s'den temizlenip, steril
toprak veya yapay bitki yetiştirme ortamında hassas konukçu
bitki üzerinde saksı kültürleri başlatmada kullanılabilir.
Tipik olarak aşı büyük kapasiteli saksı kültürlerde üretilir.
Başka bir yol ise hydroponic veya aeroponic kültür sistemlerin
kullanılmasıdır. Bu sistemlerin bir faydası bitkilerin dayanacakları
bir taban olmadan büyüyebilmeleri nedeni ile kolonize olmuş
kökler makasla kesilerek fazla sayıda propagule içeren aşı
elde edilir. Sylvia (1994), AM aşı ile çalışma metotlarını
vermektedir.
Doğal aşı potansiyelinin düşük olduğu bir
alanda mikorizal bağımlı bir ürünün EM veya AM mantarları
ile aşılanarak yetiştirilmesinin faydalarına ilişkin örnekler:
1- Çamlar, Puerto Rico'nun doğal ağaçlarından değildi ve bunların
mantar ortakları da toprakta yoktu (Vozzo ve Hacskaylo, 1971).
1930'lara doğru geriye gidildiğinde adada çam tesis etme çalışmaları
da başarısız olmuştur. Çamlar, normal olarak iyi çimlenmiş
ve 8-10 cm boyuna nispeten kısa bir sürede ulaşmışlardır.
Fakat sonra gelişme hızla azalmıştır. Fosforlu gübreler bitkinin
yeterince güçlenmesini sağlamamıştır. 1955 yılında, North
Carolina eyaletinde çam ağaçlarının altından alınan toprak,
Puerto Rico'da batı dağlarının Maricao bölgesinde yetiştirilen
yaklaşık 1 yaşındaki "scrawny" çam fidelerinin bulunduğu
toprağa aşı olarak karıştırılmıştır. 32 fide aşılanmış ve
eşit sayıda fide yani 32 tanesi de aşılanmamış kontrol bitkiler
olarak izlenmiştir. Bir yıl içerisinde, aşılanmış bitkilerde
zengin bir mikorizal kolonizasyon olmuş ve 1,5 m boyuna ulaşmışlarken
aşılanmayan bitkilerin çoğu ölmüştür. Daha sonra yapılmış
çalışmalarda, mikorizal mantar bulunan yüzey toprağı ile ve
saf aşı ile karıştırma, peat ortamında gelişmiş mantar kullanma
gibi yollarla aşılanmış fidelerin, mikorizasız olanlara göre
sürekli olarak daha canlı ve daha büyük oldukları görülmüştür.
Devam eden izleme çalışmaları, aşılamadan 15 yıl sonra bile
aşı olarak verilmiş mantarların çam plantasyonlarında gelişmeye
ve spor yapmaya devam ettiklerini göstermiştir.
2- Kıyı şeritlerinin çoğunda kum erozyonu
bir sorun olup, kıyıdan uzak yerlerden kum çekilerek
sahiller yeniden doldurulup, bu alanlar eski haline
getirilmeye çalışılmaktadır. Sahilin arka taraflarında
doğal otlar erozyonun ilerlemesini azaltmak ve kumul
oluşma sürecini başlatmak için yetiştirilir. Doğal kumullarda,
sahil otları bir dizi AM mantarlar tarafından kolonize
edilirler. Her nasılsa, bu otlar fidanlıklarda üretildiklerinde
mikorizaları yoktur. Daha da fazlası, yeniden doldurulan
kumlar da AM propagule'lerinden yoksundur. Bir seri
çalışma ile doğal kumullarda yetişmiş otlardan AM mantarları
izole edilmiştir (Sylvia, 1989). Mantarlar, belli bir
konukçu/toprak kombinasyonu için etkinlikleri ve fidanlık
üretim sistemlerine uygunlukları yönünden muhafaza edilmiş
ve yeniden düzenlenen sahillere taşınan bitkilerde aşılamanın
etkisi incelenmiştir. Fidanlıkta, yüksek seviyelerde
pestisit ve gübre uygulamalarına rağmen orta miktarda
bir kolonizasyon başarılmıştır. Bu bitkilerin düşük
besin maddesi olan sahil ortamına taşınmalarından sonra
AM kolonizasyonu hızla yayılmış ve yoğun bakım altındaki
fidanlıktan alındıklarında aynı büyüklüklükte olmalarına
rağmen aşılanmamış kontrol bitkilere kıyasla bitkiler
daha çok gelişmişlerdir. Sahil ortamında geçirilen 20
ay sonunda, AM ile kolonize olmuş bitkiler aşılanmayan
bitkilere göre sırası ile % 219, 81, 64 ve 53 daha fazla
üst aksam kuru kütlesi, kök uzunluğu, bitki boyu ve
çok sayıda kök filizi vermiştir. Aşılamanın fidanlıkta
yapılmasının çoğu durumda amacı, iyi bir bitki gelişimi
sağlamaktan ziyade bitki ile iyi bir ortaklığın tesisini
temin ederek tarlaya şaşırtılan bitkinin sağlığını korumaktır.
Hazırlayan: Dr. Nesime CEBEL
Toprak ve Gübre Araştırma Enstitüsü
Yenimahalle/ANKARA
YARARLANILAN KAYNAKLAR:
Altuntaş, s., cebel, n., karuç, k., akınbingöl, ş. 1997.
Aşılama ile verilen soya kök nodül bakterisinin nodül
oluşturmadaki etkinliğinin serolojik olarak belirlenmesi.
Toprak ve Su Kaynakları Araştırma Yıllığı 1996. KHGM,
APK Dairesi Başkanlığı, Toprak ve Su Kaynakları Araştırma
Şube Müdürlüğü. Yayın No:102. Ankara.
CEBEL, N., 1989. Mikrobiyal aşı uygulamasındakullanılan
seçilmiş Rhizobium japonicum suşlarının nodülasyon yeteneklerinin
serolojik yöntemler kullanarak belirlenmesi. Doktora Tezi.
Ankara.
DAVID, M. S., et al. 1998. Principles and
applications of soil microbiology. ISBN 0-13-459991-8. New
Jersey.
HAKTANIR, K., ARCAK, S., 1997. Toprak Biyolojisi
(Toprak Ekosistemine Giriş). Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi.
Yayın No:1486, Ders Kitabı: 1447. ANKARA.
somasegaran, p., hoben, h. 1985. Methods
in Legume Rhizobium Technology. USAID NifTAL. University of
Hawaii, Nif DOC. 85.0301.p.367. Paia.
ÜLGEN, H.,1975. Baklagil bitkilerinin nodül
bakterileri (Rhizobium) ile aşılanması. Toprak ve Gübre Araştırma
Enstitüsü. Genel yayın no: 56, Teknik yayın no:40. ANKARA.
ÜLGEN, H.,1972. Türkiye kültür topraklarından
izole edilen bazı bakterilerin azot tespit güçleri ve bunlarla
aşılamanın bitkilerde mahsul verimine etkisi. Doktora tezi.
ANKARA.
VINCENT, J.M. 1970. A manual for the practical
study of root-nodule bacteria. IBP Handbook No:15. Biological
Programme 7. Blackwell Scientific Publications. Oxford and
Edinburg, England.
|